Dijitalleşen Sanat ve Dijital Devrim Blockchain’in İlişkisi

Salgın ile ister istemez hepimizin hayatına yüksek dozlarda giren dijitalleşme her geçen gün farklı alanlarda iş yapış şekillerini de değiştirmeye devam ediyor. Bir yanı doğa aşığı bir yanı teknoloji tutkunu olan biri olarak, ben mümkün olduğunca dijitalleşmemiz gerektiğine inanıyorum. Çünkü dijitalleşmek hem dünyamızdaki sınırlı kaynakları daha verimli kullanabilmemiz yönünde fayda sağlıyor; hem de bilgi güvenliği hassasiyeti ekseninde uygulandığı takdirde işlerimizi de kolaylaştırıyor.

Dijitalleşmenin getirdiği değişikliklerden nasibini alan bir diğer olgu da sanat. Halihazırda sanatın ne olduğuna dair uzlaşılmış bir tanım bulunmuyor. Gordon Graham sanatı “insan duygusunun sembolik biçimlerinin yaratımı” şeklinde tanımlamış. Peki bu yaratımın ne koşullarda olacağı kesin sınırlarla çizilmiş durumda mı?  Bana göre varoluşun dışavurumu olan sanat eserlerinin dijital çağdaki varoluşumuzda, dijital olması da gayet doğal. 

Son yüzyılın en önemli sanatçılarından biri olarak görülen Refik Anadol’un etkileyici eserleri dijital sanatın en güzel örneklerinden. Refik, büyük verilerle, yapay zeka teknolojisini kullanarak harikalar yaratıyor ve cansız olduğunu düşündüğümüz varlıklara rüya gördürebilecek kadar ileri gidiyor. “Machine Hallucination” olarak isimlendirdiği performansında Los Angelas’ta bulunan Frank Gehry binasına, 113 milyonluk imaj arşivi ile yapay zeka kullanarak rüya gördürebilmeyi ve bu rüyaya bizleri de misafir edebilmeyi başarmıştı. Duymayanlara, bilmeyenlere kendisini keşfetmenizi ve takip etmenizi hararetle öneririm.

Sanat ve Blockchain İlişkisi

Teknolojiye, dijitale yakın olun ya da olmayın, “Blockchain” yani Türkçe karşılığı ile blokzincir kavramını anlayabilmek biraz zamanınızı alabilir. Ancak harcadığınız bu zamana değeceğini de garanti edebilirim. Blokzincirin tanımını yapmayacağım ancak sanatla olan ilişkisini anlatabilmek için birkaç noktaya dikkat çekeceğim.

Blokzincir, internet kadar devrimsel bir teknoloji olarak kabul ediliyor. Bunun sebebi özetle şu şekilde açıklanabilir: internet ile hayatımıza dijital ortamda veri, yani bilgi transfer edebilme yetisi girmiştir. Blokzincir ile ise biz artık dijital ortamda değerli bir varlığı kişiden kişiye transfer edebiliyoruz. Bu değerli varlık bitcoin gibi bir finansal enstrüman da olabilir, mezuniyet belgeniz de olabilir, eşi bulunmayan dijital bir sanat eseriniz de pek tabi olabilir.

Blokzincir üzerinde sahipliği bulunan ve transfer edilebilen bir sanat eseri görmek isterseniz bu kripto kediciklere göz atabilirsiniz.

Blokzincirin başka bir devrimsel özelliği de verileri değiştirilemez şekilde saklama olanağı tanıması. Bu değiştirilemezliğin sanatla olan ilişkisini değerlendirebileceğimiz bir örnek telif hakları ile ilişkili. Örneğin bir bestenizi blokzincir üzerine kayıt ederseniz, onun size ait olduğu bilgisini değiştirmek pratikte imkansız hale gelmiş olur.

Başka bir konu da sahipliğin “token” laştırılması. (Maalesef Türkçe’de henüz bu kelimenin anlamını tamamıyle karşılayabilen bir çeviri yok.) “Token”laştırmak genel tabiriyle bir hisseyi-sahiplik belgesini- parçalara dijital olarak bölebilmek anlamına geliyor. Hukukun buna hangi ülkelerde ne kadar müsaade edeceği başka bir konu ancak blockchainin hedef aldığı konulardan bir tanesi de sahipliği “token”lara bölerek, alım gücü olmayanlara kolaylık sağlamak. Örneğin şu an bir Van Gogh eserine sahip olabilme imkanım bulunmazken, bir gün herhangi bir eserinin sahipliğinin “token” laştırma yolu ile 1.000.000.000 hisseye bölünmesi durumunda bunlardan 1 tanesini alabilme şansına belki sahip olabilirim =).

Son olarak da orjinalliğin izlenmesinden kısaca bahsedeceğim. Artık bir Qr kodu ile ürünün orjinalliğini veya geçmişini test edebilmek çok kolay hale geldi. Bir çok lüks marka bu teknolojiyi kullanmaya başladı bile. Louis Vitton ve Christion Dior’un orjinallik testi için blockchain kullanması ile ilgili detaylara bu linkten erişebilirsiniz. Tabii ki bu aynı şekilde sanat eserlerinin orjinalliğini doğrulamada da geçerli.

Sonuç

Dünya çok hızlı değişiyor ancak bu değişimden korkmak ya da direnmek yerine anlamanın ve ayak uydurmaya çalışmanın daha kolay ve bütüne de daha faydalı olduğunu düşünüyorum. Blokzincir de hayatımızı çok hızlı değiştirecek bir olgu. Blokzincirin başka neleri değiştireceğini öğrenmek isterseniz. Istanbul Blockchain Women topluluğumuzun blogunu, bültenlerini ve etkinliklerini takip edebilirsiniz. Benim ve çok değerli başka yazarların detaylı sektörel yazılarına da bu adresinden ulaşabilirsiniz.

Başak Burcu Yiğit
Başak Burcu Yiğit
Başak Burcu Yiğit, lisans ve yüksek lisans derecelerini İstanbul Üniversitesi, Su Bilimleri Mühendisliği bölümünden aldı. Yüksek lisans derecesi sırasında Kanada'da Vancouver Island Üniversite'sinde döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir tarım ile alakalı bir süre eğitim alan Başak; Kanada’dan döndükten sonra akademik çalışmalar yürütmek için Boğaziçi Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma ve Temiz Üretim Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde araştırmacı olarak görev aldı. Aynı dönem Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı- Gençlik oluşumunun Türkiye temsilciliğini yaptı. Ardından yine üniversite bünyesinde Kalkınma Ajansı desteği ile yürütülecek olan Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri Siber Güvenlik Merkezi Projesi'nin koordinatörlüğünü yürüten Başak, bu dönemde bilişim teknolojileri ile yakından ilgilenme fırsatı yakaladı. Bu süreçte blockchain teknoloji ile de tanışan Başak; Bilgi ve İletişim Teknolojisi profesyonellerinin sürdürülebilir kalkınma konusunda yeterince hassas olmadığını düşünüyordu ve blockchainin devrimsel yıkıcı gücünü bu durumu değiştirebilecek bir fırsat olarak gördü. Kendisi birkaç blockchain girişiminde yer almış ve şimdilerde Merkeziyetsiz Finans ile ilgilenmektedir. Profesyonel kariyerinin yanı sıra Temmuz 2018 yılında kadınların blockchain ekosistemindeki varlığını desteklemek amacı ile kurulan Istanbul Blockchain Women Platformu’nun kurucularındandır.

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Spotıfy

POPÜLER YAZILAR

NEOLİBERALİZME İNSAN HAKLARI PENCERESİNDEN BAKIŞ

Neoliberalzim ile insan hakları anlayışının siyasi ve medeni haklar bağlamında uyuştuğu görülürken, ekonomik ve sosyal hakların birey özgürlüğünü olumsuz etkileyecek bir devlet formu getireceğini savunan noeliberal görüş, bu haklar bağlamında insan hakları anlayışının dışına çıkar. Neoliberal özgürlük anlayışı ile insan haklarının özgürlük anlayışı birbirinden farklıdır. Neoliberal anlayışta kapitalist şirketlerin özgürlüğü bireylerin özgürlüğüne ve insan haklarının ekonomik ve sosyal kısımlarına yeğ tutulmaktadır.

LİLİTH: “9 KERE LEYLA”NIN HATIRLATTIĞI BİR KADIN

Lilith’in savunmasıyla başlayan film Leyla’nın ölümsüz Lilith’e dönüşmesi ve bize hikayesini anlatmasıyla son buluyor. Ne yaparsa yapsın şeytanlaştırılmaktan kurtulamayan Lilith bir de böyle deneyeyim, erkeklerin istediği gibi olayım diye domestik rolleri kabul etmiş, evinin kadını olmaya razı gelmiştir. Ancak böyle yaptığında da yine sonuç aynıdır. Oğlu bile onun düşmanı olarak karşısındadır. Neden? Oğul da bir erkektir de ondan.

“Yapmama”nın gücü adına

Bazen yapmamalı ve durmalıyız ki yeniden harekete geçmek için güç toplayalım, bazen yüklerimizi boşaltmalıyız ki yeni fikirler, hayaller için bahçemizde yer açılsın, bazen ölmeliyiz ki yeniden doğabilelim, bazen susmalıyız ki doğru zamanda doğru şeyler söylemek, kelâm etmek için alan açılsın...
X