KOCATAŞ: BOĞAZİÇİ’NİN BİLİNMEYEN KÖYÜ

Kocataş İstanbul’un Sarıyer ilçesinin bir mahallesidir. İstanbul’un Avrupa yakasında yer alan Sarıyer, İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’e açılan kuzey kısmında yer alır. Sarıyer şehrin merkezi bölgelerinin dışında olmasıyla, Kuzey Ormanları’nın bir kısmını barındırmasıyla ve hem Karadenize hem de İstanbul Boğaz’ına kıyısının olmasıyla şehrin doğal güzellikler açısından en yoğun ilçelerinden biridir. Yeniköy, İstinye ve Tarabya gibi boğaziçi bölgesinin ünlü semtleri de yine buradadır. Ayrıca Zekeriyaköy gibi ünlü isimlerin yoğun olarak yaşadığı başka lüks yerleşim bölgeleri de yine bu bölgededir.

Osmanlı zamanlarında İstanbul’da gayrimüslimlerin yoğun yaşadığı dönemlerde, boğaziçi bölgesi yoğun olarak gayrimüslimlerin yazlıklarının bulunduğu, yaz tatillerini değerlendirdiği bir bölgedir. Ancak günümüze gelindiğinde gayrimüslimlerin yoğunluğu giderek azalmış, yerlerini anadoludan göçenler almaya başlamıştır. Eski İstanbulluların yazlık olarak kullandığı boğaziçi kıyılarında, kırdan göçen anadolu köylüsünün işçileşmesiyle yeni işçi mahalleleri oluşmaya başlamıştır.

Kocataş Manzara

KOCATAŞA DAİR

Sarıyer’e gelen ilk anadolu göçmenleri Doğu Karadeniz başta olmak üzere, yoğunluklu olarak karadeniz kökenlidir. İstanbul’a ve Sarıyer’e yapılan yoğun göç dalgaları 1950’li yıllarda başlamıştır. Kocataş’taki ilk yerleşimler de 1960’lı yıllarda görülmüştür. Bilindiği kadarıyla ilk yerleşimciler Trabzon göçmenleridir. Kocataş, Sarıyer ilçe merkezine yakın bir konumda, tarihi Büyükdere semtinin hemen tepesinde, Sarıyer’in en yüksek yerleşim yeridir. Karadeniz’e yakınlığı, iklimi ve coğrafi yapısıyla bir kardeniz köyünden pek farkı yoktur. Yüksek bir tepeye kurulu olan bugünkü Kocataş Mahallesi, şehir merkezine ve İstanbul’un lüks bölgelerine bunca yakın olup da köy hayatının yaşanabilmesiyle eşi benzerine az rastlanır bir yerdir.

Kocataş’ın İsmi Nereden Geliyor?

Bu konuda üç farklı rivayet dolanıyor. Bunlardan ilki mahallenin adının büyük bir kayalıktan geldiği yönünde. Günümüzde çok küçük bir parçası kalmış olan kayalıktan ötürü mahalleye bu ismin verildiği düşünülüyor.

Bir diğer açıklamaya göre ise, mahalllenin hemen bitişiğindeki Belgrad Ormanı’ndan doğup Boğaziçi’ne dökülen tarihi Kocataş Suyu buraya ismini vermiş. Öyle ki, bu su kaynağının üzerine kurulu olan Koctaş Kola Fabrikası’nın da ismini bu sudan aldığı düşünülüyor. Bu fabrikada kola dışında su ve gazoz da üretildiği biliniyor.

Kocataş Kola Fabrikası

Son rivayet de aslında yine Kocataş Kola Fabrikası ile ilgili. Fabrikanın sahibi Bağdat Valiliği, Adliye Nazırlığı ve TBMM Kastamonu milletvekilliği de yapmış olan; ünlü müzik yapımcısı Arif Mardin’in ve halkla ilişkiler uzmanı Betûl Mardin’in dedesi olan Necmeddin Molla (1875-1949) imiş. Necmeddin Molla 2. Abdülhamit’e yapılan Yıldız Suikastı davasının başsavcısıyken dosyadaki şüphelileri çok kısa sürede yakalatınca büyük şöhret kazanmış ve İstanbul Boğazı’nın en özel yapılarından biri olan yalıyı 1929’da almış. Hatta Molla’nın 1932 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ü bu yalıda ağırladığı ve Atatürk’ün kendisini görmeye gelen Sarıyerlilere buradan meşhur “Benim için zahmet ediyorsunuz! Bundan mahcup oluyorum. Beni görmek demek behemehal yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.” konuşmasını yaptığı da bilinmektedir.

Kocataş Yalısı

Necmeddin Molla’nın bahçesinde gezinirken denk geldiği kaynak suyu, onun sonradan aldığı soyadıyla, Kocataş Suyu’dur. Ancak soyadının mı kaynak suyundan yoksa kaynak suyunun mu adını bu soyadından aldığı bilgisine tarafımızca kesin şekilde ulaşılamamıştır.

İstanbul’un En Özel Manzaralarından Birisi

Boğaziçi’ne bakan tepelerin birisine kurulmuş olan Kocataş’tan bakıldığında İstanbul’un büyük kısmı ayaklarınızın altında kalır. İstanbul Boğazı’nın üçüncü köprüsü olan Y.S.S. Köprüsü bu manzaraya yeni eklenmiştir. Mahallenin muhtelif yerlerinden Boğaziçi Köprüsü ve F.S.M Köprüsü de görülebilmektedir. Sanıyoruz ki İstanbul’un tüm köprülerinin görülebildiği bir başka nokta yoktur. Boğaz’ın Karadeniz’e açılan kısmından, Beykoz’a; Belgrad Ormanı kıyısındaki Maslak’tan Üsküdar sırtlarına; Çamlıca’dan Beşiktaş’a kadar pek çok bölge Kocataş manzarasına dahildir.

Kocataş’tan bakıldığında meşhur İstanbul Boğazı büyük bir göl gibi gözükür. Boğaz’dan geçen koca gemiler buradan bakıldığında ufacık kalırlar ve her birisi rahatça görülebilir.

Gündüz bakıldığında şehrin en mavisiyle en yeşilini, gece bakıldığındaysa şehrin en güzel ışık haritasını yine buradan görebilirsiniz. Sırf Kocataş’tan bakarak o gün İstanbul’un neresinde havai fişek gösterisi olduğunu ya da gecenin en hareketli eğlencelerinin şehrin neresinde olduğunu anlayabilirsiniz.


Kocataş’ta çoğunlukla ya bulutlarla birliktesinizdir, ya da bulutlar ayağınızın altında kalır. Bazen Boğaz sisten gözükmez olur. Bazen de bütün şehir beyaza bürünür. Her iklimin her bir rengini, en küçük hava olayına kadar Kocataş’tan muazzam şekilde takip edebilirsiniz.

Köy mü? Şehir mi? Getto mu? Hem Hepsi, Hem Hiç Biri…

Kocataş’ı özel kılan şeylerden birisi de hiç şüphesiz çok farklı yaşam tarzlarını, çok farklı sosyal ve ekonomik sınıfı bir arada bulunduruyor olmasıdır. Kurulduğu günden bu yana bir karadeniz köyüne benzeme özelliği süregelmiştir. Ancak burası bundan ibaret değildir. Zaman içerisinde toplumun pek çok farklı kesiminden buraya gelip yerleşenler olmuştur.

Kocataş’ta lüks bir villa sitesinin önünde otlayan inekleri görebilirsiniz. Zekeriyaköy’den sahile inmek için en kısa yolu tercih eden son model spor bir araçtan kaçışan tavukaları görmek de kimseyi şaşırtmaz burada. Orman yolunda odun toplamaktan dönen yaşlı bir teyzeyle sabah koşusundan dönen genç bir beyaz yakalının karşılaşıp selamlaşması olağandır burada.



Muhteşem Boğaz ve İstanbul manzarasıyla ve hemen dibindeki Belgrad Ormanı’nın güzelliğiyle sizi ilk görüşte kendine hayran bırakan Kocataş, ister istemez kendinize şu soruyu sormak durmunda bırakır: Nasıl olur da İstanbul’da böyle bir yerin var olması mümkün olabilir ?

Elbette bu sorunun idari, hukuki, sosyolojik, ekonomik ve politik pek çok cevabı olacaktır. Ancak cevapları düşünmektense, bu soruyu sorabilmenin tadını çıkartmanızı öneririz.

KENDİNİZE BU İYİLİĞİ YAPIN

Kocataş pek çok açıdan İstanbul’un en özel noktalarından biridir. Bilhassa İstanbul’a gönül vermiş kimselerin kendi İstanbul tatlarına dahil etmek isteyecekleri nadide bir baharattır. Kocataş’ta iken, doğanın insanoğluna ait olmadığını, insanın gelip geçici olduğunu, baki olan güzelliğe karşı çok hassas olunması gerektiğini hissedeceksiniz.

Pek çok farklı sosyal kesimden insanın bir arada yaşayabildiği Kocataş, sırf bu yönüyle dahi korunması gereken özel bir yaşam formuna sahiptir. Kentlerdeki klasik yoksul gecekondu mahallerinden farklı olarak hala daha köy yaşantısının, orman kültürünün ve deniz kültürünün şehir hayatıyla adapte şekilde içi içe yaşayabildiği özel bir yerdir.

Fırsatı olanlar Boğaziçi’nin bu bilinmeyen köyünü/mahallesini kesinlikle görmeliler. Burası ilk kez görenleri kesinlikle en az bir yönüyle etkileyecektir !

Aytekin Aktaş

Aytekin Aktaş
Aytekin Aktaş
Hakk, Aşık, İnsan Hakları Neferi ve Avukat... Rıza Şehri'ne doğru sonsuz bir yolculukta... Arar iken arınmaca, bulduk deyip yanılmaca, hem zahiri hem bâtınî, aşka düşüp yol olmaca......

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Spotıfy

POPÜLER YAZILAR

NEOLİBERALİZME İNSAN HAKLARI PENCERESİNDEN BAKIŞ

Neoliberalzim ile insan hakları anlayışının siyasi ve medeni haklar bağlamında uyuştuğu görülürken, ekonomik ve sosyal hakların birey özgürlüğünü olumsuz etkileyecek bir devlet formu getireceğini savunan noeliberal görüş, bu haklar bağlamında insan hakları anlayışının dışına çıkar. Neoliberal özgürlük anlayışı ile insan haklarının özgürlük anlayışı birbirinden farklıdır. Neoliberal anlayışta kapitalist şirketlerin özgürlüğü bireylerin özgürlüğüne ve insan haklarının ekonomik ve sosyal kısımlarına yeğ tutulmaktadır.

LİLİTH: “9 KERE LEYLA”NIN HATIRLATTIĞI BİR KADIN

Lilith’in savunmasıyla başlayan film Leyla’nın ölümsüz Lilith’e dönüşmesi ve bize hikayesini anlatmasıyla son buluyor. Ne yaparsa yapsın şeytanlaştırılmaktan kurtulamayan Lilith bir de böyle deneyeyim, erkeklerin istediği gibi olayım diye domestik rolleri kabul etmiş, evinin kadını olmaya razı gelmiştir. Ancak böyle yaptığında da yine sonuç aynıdır. Oğlu bile onun düşmanı olarak karşısındadır. Neden? Oğul da bir erkektir de ondan.

“Yapmama”nın gücü adına

Bazen yapmamalı ve durmalıyız ki yeniden harekete geçmek için güç toplayalım, bazen yüklerimizi boşaltmalıyız ki yeni fikirler, hayaller için bahçemizde yer açılsın, bazen ölmeliyiz ki yeniden doğabilelim, bazen susmalıyız ki doğru zamanda doğru şeyler söylemek, kelâm etmek için alan açılsın...
X