MEVKİ UYGARLIĞI: SUÇLUDAN ARINDIRILMIŞ YENİ DÜNYA

Mevki Uygarlığı… Amerikalı yazar Robert Sheckley’in 1960 yılında (soğuk savaş yıllarında) yazdığı bu roman, tür olarak tam anlamıyla ne bilim kurgu, ne ütopik ne de distopik. Bu üç türün izlerini barındırsa da, yine bu üç türün sınırlarına da sığmayan sıra dışı bir roman. Okunmaya ve incelenmeye değer bir kurgusu var.

Kitap hakkında edindiğimiz ilk bilgiler, dünyadaki tüm suçluların Omega isimli bir gezegene gönderildiği ve dünyanın suçtan arındırılmış bir hale getirildiğidir. Çok ilginç ve ilgi çekici bir kurgu olduğunu düşünürüz hemen.

Tabii kurguyu kabaca bu şekilde duyunca, ilk olarak belli başlı meselelere merak salarız: Omega’da suçlular nasıl bir düzen içinde yaşayacak, Omega bir hapishane gibi mi işleyecek; suçtan arınmış Dünya nasıl bir yer; suçluları Dünya’dan gönderince Dünya nasıl bir yer haline geliyor; kitabın adı nereden geliyor… Bu yazımızda bu merakları gidermeye çalışıp, suçtan arındırılmış Dünya’da yapılan “toplum mühendisliğine” birkaç yorum getireceğiz.

OMEGA’DA YENİ DÜZEN VE HUKUK

Kitabın kurgusu uzay aracında başlar. Suçluları taşıyan uzay aracı, suçlu gezegeni diye tabir edilen Omega’ya inmek üzeredir.

Tüm suçluların hafızaları silinmiştir. Geçmişten hiçbir şey hatırlamazlar. Bunun sebebini kitabın kurgusunun sonunda öğreniriz. Yazımızın sonuna doğru açıklayacağız biz de.

Gemi daha inmeden gemideki tüm suçlulara anons yapılır:

“Hepiniz dünyadayken kötü, yoldan çıkmış suçlulardınız. Devlet tarafından tüm haklardan yoksun bırakılmakla cezalandırıldınız. Daha az aydınlık bir çağda olsa idam edilirdiniz. Bizim çağımızda, sürgün edildiniz.”

Omega tamamen kuralsız değildir. Kendine has kuralları, uygulamaları ve cezaları vardır. Mesela bu gezegende ilaç (uyuşturucu) bağımlısı olmamak suçtur. İlaç bağımlısı olmayan Barent’in (ana karakterimizin) yargılandığı sahne, gezegenin hukuk anlayışı hakkında da kafamızı açar.

Barent ansızın gözaltına alınır ve hemen mahkemeye çıkartılır. Yargıç ona ilaç bağımlısı olmanın gerekliliği üzerine nutuk çeker. Yargıcın dediklerine göre; ilaçlar pek çok amaca hizmet ederler. Onların, kullananlara çekici gelen niteliklerini saymaya gerek yoktur. Ama devlete göre, bağımlı bir halk sadık bir halktır; ilaçlar büyük bir vergi kaynağıdır ve ilaçlar, bizim tüm yaşama biçimimize örnek oluştururlar. Bağımlı olmayan azınlıklar, yerli Omega kurumlarına karşı her zaman tecrübeyle sabit düşmanca tutum içinde bulunurlar.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde görürüz ki Omega’nın geçim kaynakları oldukça kıttır ve bu gezegende yaşama şartları -gerek iklimden gerekse her an ölümle burun buruna kalınabileceğinden- oldukça zordur. Bu sebeple insanların isyan etmesi kaçınılmazdır. Uyuşturucu, isyana hazır bir topluluğu dizginlemek için Omega’da en önemli frendir. Uyuşturucunun yargıç tarafından dillendirilmeyen sebebi olarak da bunu düşünebiliriz belki. Uyuşturucu ile uyutulan ve bilinci kör edilen bir halkın isyan etmesi oldukça zordur. Uyuşturucu kullanımı da bu sebeple zorunlu kılınmış olabilir.

Yargılamayı hızlıca yürüten yargıç, kararını açıklar. Barent bağımlı olmadığı için devlete karşı suç işlemiştir. Ya sağ eli ve sol bacağı kesilecektir, ya da dayanıklılık sınavına tabi tutulacaktır.

Dayanıklılık sınavına girmeyi seçer Barent. Bu sınavda bir robotla dövüşür. Robotun ölümcül özellikleri vardır ve bu savaştan sağ çıkan pek kimse olmamıştır. Söylenene göre, Omega’nın ürettiği yaratıcı mühendisliğin en kusursuz örneğidir bu alet.

Dövüş, bir arenada yapılır ve dövüşü izleyenler hep ayrıcalıklı sınıf insanlarıdır. Akla eski Roma’daki gladyatör dövüşlerini getirir. Köleler dövüşür ve asiller zevkle izler. Barent, üstün özelliklere ve yeteneğe sahip bir insandır ve dövüştüğü robotu alt edip sınavı geçer.

Omega’daki tüm düzene hukuk egemendir. Ancak bu hukuk, Dünya’daki hukukun tam tersi kuralları barındıran hukuktur neredeyse. İlginç olansa, Omega’da hukuk haline getirilen bazı kuralların Dünya’da tam aksinin geçerli olmasına rağmen, Dünya’da da gizlice uygulanıyor olmasıdır. Açıklayalım:

Omega hukukuna göre, yasaları çiğneyen ancak yakalanmayan herkes ödüllendirilir. Yasa aynı anda hem çiğnenmeli hem de çiğnenmemelidir. Bu gezegendekiler eğer işledikleri suçun yanlarına kalmalarını sağlayamazlarsa, en ağır biçimde cezalandırılırlar. Suç işleyip bundan yırtarlarsa ödüllendirilirler. Omega’daki en üst düzeydeki insan tipi, yasaları anlayan, onların gerekliliğini takdir eden, onlara karşı gelmenin cezasının ne olduğunu bilen, ancak onlara karşı çıkan ve bunda başarılı olandır.

Omega hukukunun mantığı budur. Dünya’nın hukuk düzeniyle de ironik bir biçimde benzerlik taşır. Dünya’da da kara para işi, uyuşturucu ticareti, insan ticareti ve daha birçok yasadışı işi yapıp yakalanmayan insanlar, yasaları çok iyi çiğner ve yakalanmadığı sürece de elde ettiği bu “kara servet” ile ödüllendirilmiş olur. Kaldı ki yasalara takılıp kalmamak için yasa yapıcılara dahi para yedirmekten çekinmezler. Bu sebeple “ödüllendirilen üst düzey insan tipi” gerek Omega’da gerekse Dünya’da aynı insandır aslında; her türlü suçu işleyip yakalanmayan.

Omega’nın cezalandırma sisteminde kitaptan anladığımız kadarıyla tutsaklık yok. Bunun yerine uzuv kesme (kol bacak kesilmesi) ya da bir robota karşı dövüş yaptırmak tercih edilmektedir. Gezegenin nüfusu sürekli arttığından, temel mantık, nüfusu düşük tutmanın yollarını bulmaktır. Ceza sistemi de buna yöneliktir. Bu sistem, hukukun işlevi konusunda da bir gerçeği hatırlatır. Eski çağlarda tarım aletleri çok sınırlı ve değerliyken, tarım aletlerini kırmanın cezası çok ağırdır. Hukuk, bulunduğu yerin üretim biçiminin etkisinde biçimlenir hemen. Omega’da da kaynaklar çok kıttır ve nüfusun azalması hayati bir gerekliliğe sahiptir. Birilerinin ölmesi diğerleri için şarttır.

Bu sebeple av oyunları vardır. Oyuna katılacak insanlar av ya da avcı olarak belirlenip birilerinin bu şekilde bir oyun eşliğinde öldürülmesi sağlanır. İniş günü öldürme hakkı denen kural da bunun parçasıdır. Dünya’dan gelen suçluların Omega’ya indiği gün bazı soylu sınıf insanlarının bu yeni gelenlerden birini bazı durumlarda avlamak hakkı vardır.

Buradaki düzenin mantığı genel olarak “yasallaşmış cinayet” olarak görülür. Amaç hem nüfusu azaltmak hem de insanları eğlendirmektir.

KÖTÜLÜK DİNİ

Omega’da din, tamamen kötülüğe tapmak üzerine kurulmuştur. İlahları şeytandır. Ayinleri de şeytanı kutsamak ve onun öğretilerini paylaşmak üzerinedir. Gezegende tek bir din ve tek bir öğreti vardır. Şeytanın öğretisi.

II. GRUP

Baskının ve yozluğun olduğu her yerde asilerin de olması kaçınılmaz olmuştur tarih boyunca. Omega’da da II. Grup olarak isimlendirilen “siyasi suçlular” bu gezegenin asileridir. Bu grubun üyeleri Dünya’ya dönmenin yollarını aramaktadır. Barent’i izlerler ve onun yeteneğinin ve asi kişiliğinin farkındadırlar. Onunla temas kurarlar.

Barent’le temas kurulduktan sonra II. Grup’un komutanı konuşur. Komutanın sözlerinden Omega düzeninin bilinmeyen diğer yönlerini de duyarız:

Biz kendimizi suçlu saymıyoruz. Omega’ya birbirinden tamamen farklı iki tür insan gönderildi. Cinayet, kundakçılık, silahlı soygun ve benzeri suçları işlemiş gerçek suçlular var. Bir de siyasi suçlular. Siyasi açıdan güvenilmezlik, bilimsel doktrinlere bağlı olmamak ve dinsiz tavırlara sahip olmak gibi yoldan çıkma suçlarını işleyen insanlar var. Bizim örgütümüzü oluşturanlar bu insanlardır. Bize ikinci grup adını verdiler. Hatırladığımız kadarıyla bizim suçumuz büyük ölçüde dünyada egemen olanlardan farklı fikirlere sahip olma suçuydu. Biz geçerli fikir ve inançlara sahip olmayanlarız. Büyük olasılıkla istikrarsız bir unsur olarak kolay değişmeyen iktidarlar için bir tehdit oluşturuyorduk. Bu nedenle buraya sürgün edildik.

II. Grup’un Komutanı Eylan, Omega’daki düzenin analizini yapıp Barent’in kafasındaki soruları da gideriyor. Omega’da her şeyin “yasallaşmış cinayet” etrafında odaklandığını vurgular. Bu gezegen çok sayıda insanın yaşaması için elverişli değildir. Buna rağmen Dünya, suçluları buraya göndermeye devam eder. Buradaki düzeni sağlamak için de nüfus azaltmanın her türlü yolu tercih edilir. Yasallaşmış cinayet de bunun parçasıdır. Bazı bayramlarda üst sınıf insanlara insan avı izni verilmesi bundandır. Düşündürücü olan şey ise, Dünya’nın bu yönetime hiç karışmamasıdır. Nedenini de daha sonra öğreneceğiz.

DÜNYA’DA YENİ DÜZEN: MEVKİ UYGARLIĞI

Barent, bir uzay aracına II. Grup’un da yardımıyla gizlice biner ve Dünya’ya keşfe gider. Hafızaları silindiği için Dünya’ya dair kimse hiçbir şey hatırlamıyordur Omega’da. Barent’in amacı Dünya’daki düzene ilişkin bilgi toplamak, Dünya’nın asi gruplarıyla iletişime geçip isyan örgütlemenin yollarını aramak, Omega’dakilerin Dünya’ya gelmesinin yollarını bulmaktır. Bunun için özellikle de Dünya’daki polis gücü ve askeri düzen hakkında bilgi edinmesi gerektiğinin farkındadır. Çünkü Omega’da başlatılacak isyanın Dünya’da bastırılma ihtimalinin hangi derecede olduğunu öğrenmeleri gerekir II. Grup’un.

Uzay aracı Kuzey Amerika’da bir yere iner. Barent birkaç gününü sadece Dünya’yı izleyerek geçirir. Tüm evler beyaz, küçük, sıralı ve neredeyse birebir aynıdır. Evler, dükkanlar, kıyafetler, hiçbir şey diğerinden ne daha kötü ne daha iyidir. Her şey birbirine benzer. Tam bir tekdüzelik hakimdir Dünya’ya.

Kütüphaneye gidip Dünya’nın yeni düzenini anlamaya çalışır. Dikkatini “Savaş Sonrası İkilemi 1. Cilt” kitabı çeker. Burada bahsedilen savaş II. Dünya Savaşıdır. Atom bombasının Hiroşima ve Nagazaki’de patlatılması ile başlar bu kitap. Yani 1945 yılı bir milattır.

İlk cildi okumaya başlar Barent:

Çeşitli milletlerin atom ve hidrojen bombasına sahip oldukları 1950’lerdeki soğuk savaş dönemi bir milattır. Muazzam ve aptallaştırıcı bir uyumluluk dünyanın tüm milletlerinde mevcuttu. Amerika’da komünizme karşı çılgınca bir direniş vardı. Rusya ve Çin’de kapitalizme karşı çılgın bir direniş vardı. Dünyanın bütün milletleri birer birer bir kampa ya da ötekine giriyorlardı. İç güvenlik nedenleriyle tüm ülkeler en yeni propaganda ve telkin tekniklerine bel bağlıyorlardı. Tüm ülkeler, hayatta kalabilmek için devletçe onaylanmış öğretilere sımsıkı bağlı kalmalarının elzem olduğunu hissediyorlardı.

İtaat etmeleri için bireylere yapılan baskı hem daha güçlü hem de daha kurnazca bir hal aldı.

Savaş tehlikesi geçti. Dünyadaki toplumların çoğu tek bir süper devlet şeklinde kaynaşmaya başladı. Ama itaati sağlama konusundaki baskı azalacağına daha da arttı. Bu ihtiyaç, nüfustaki sürekli patlama derecesindeki artış ile milli ve etnik bağlar yoluyla birleşmenin doğurduğu çok sayıdaki sorunlardan kaynaklanıyordu. Fikir farklılığı ölümcül olabilirdi; şimdi pek çok sayıda grubun elinde son derece öldürücü hidrojen bombaları vardı.

Bu koşullarda muhalif davranışlara müsamaha edilemezdi.

Birleşme sonunda tamamlandı. Uzayın fethi ay gemisinden gezegen gemisine, yıldız gemisine dek sürdü gitti. Ama Dünya, kurumlarında giderek daha katı bir tavrı benimsedi.  Ortaçağ Avrupa’sından bile daha katı bir uygarlık, mevcut geleneklere, alışkanlıklara, inanışlara yönelik her türlü muhalefeti cezalandırdı. Sosyal sözleşmenin bu ihlalleri cinayet ya da kundakçılık kadar ağır suçlardan sayılıyordu. Gizli polis, siyasi polis, muhbirler gibi eski kurumların tümü kullanılıyordu. İtaat ve uyum her şeyden önemliydi ve bu hedefe ulaşmak için imkan dahilindeki her araçtan yararlanılıyordu.

İtaatsizler için OMEGA vardı.

Ölüm cezaları çok önceleri kaldırılmıştı. Ama her yerdeki hapishaneleri dolduran, giderek artan sayıdaki suçluları alacak ne yer vardı, ne de kaynak. Sonunda dünya liderleri, Fransızların Guyana ve Yeni Kaledonya’da, İngilizlerin Avustralya ve önceleri Kuzey Amerika’da uyguladıkları sistemi taklit ederek, bu suçluları ayrı bir hapishane dünyasına göndermeye karar verdiler. Omega’yı Dünya’dan yönetmek imkansız olduğundan yetkililer bunu denemediler. Sadece hiçbir mahkumun kaçmamasını temin ettiler.”

Bu, birinci cildin sonu. Kitabın sonuna eklenmiş bir notta, ikinci cildin günümüz dünyasının bir incelemesi olduğu yazılı. İkinci cildin adı, Mevki Uygarlığı’dır. Bu ciltte Omega’nın keşfinden itibaren Dünya’nın günümüzdeki durumuna kadarki süreç yazılı.

İkinci cilt raflarda değildi. Kütüphaneciye sorar. Kendisine, halkın güvenliği için ikinci cildin imha edildiği söylenir. Halk, kendi tarihinden bihaberdir.

Bu noktada biz de anlarız ki, kitabımızın adı olan Mevki Uygarlığı, aslında Omega’daki düzenin değil Dünya’nın yeni düzeninin adıdır.

Barent kütüphanede Dünya’nın yeni düzeni hakkında bilgi bulamayınca, kendini başka ülkeden gelen bir araştırmacı diye tanıtıp insanlara sorular sorarak Dünya’nın son halini öğrenmeye çalışır. Çok sayıda insanla konuşur. Sırasıyla evlerin kapısını çalıp sorular sorar.

Araştırmalardan öğrendiği en önemli şey, kapalı sınıf eğitimi diye bir eğitimin olması ve bu konuda kimsenin bir şey bilmemesidir. Bu eğitimde küçük çocuklar kapalı bir sınıfa girip robotlar tarafından bilinçaltı düzeyinde eğitiliyorlar. Eğitimden çıktıklarında kendileri dahi ne olduğunu hatırlamıyor. Bilinçaltı eğitimi ile tüm yurttaşlar yasalara saygılı hale getirilip suç işleme potansiyelleri ortadan kaldırılıyor. Suç işlemeye meyilli olanlarsa daha suçu işlemeden kendi kendini ihbar edip Omega’ya sürülüyor.

Emekli bir binbaşı ile görüşmesinde, Dünya’daki silahlı kuvvetlerin terhis edildiğini, Dünya’da ne bir savaşın ne de savaşacak kimsenin kalmadığını öğrenir. Bu bilgi önemlidir; zira Omega’da başlatılacak bir isyanın Dünya’da bastırılma ihtimalinin olmaması anlamına gelir.

Dünya’da icatların kalmadığını öğrenir. İnsanlar elindeki her şeyden memnundur. Kaldı ki bilinçaltı eğitimi ile insanların daha çocukluktan biçimlendirildiğini unutmayalım. Üretim yapan tüm fabrikalar da tamamen otomatik. Uzay araçlarının da hiç insan olmaksızın, sadece otomatik pilotlarla yönetildiğini öğrenir. Ayrıca hiçbir alanda yeni bir mühendislik yoktur artık. Tüm mühendisler yalnızca robotlara yardım ederler. Üretimi robotlar yapar.

Papazlar dahi robotlardan oluşur. Dini, çocuklara öğreten robot papazlardır. Tek bir din vardır ve herkes ona mensuptur. İnsanlar zaten bilinçaltı düzeyinde daha çocukken şekillendirildiğinden, ayrı dinlere ve hiziplere de bölünme gereği duymazlar. Bilinçaltı eğitimini de robotların verdiğini unutmayalım.

Dünya’da yaklaşık sekiz yüz yıldır hiç savaş yapılmadığını öğrenir Barent. Bu hesaba göre kitabın kurgusunun dönem olarak en az 28. yüzyılda geçtiğini anlarız. Mevki Uygarlığı, en az 28. yüzyılın toplumudur.

Omega’ya gidenlerin hafızalarının silinme nedenini anlamaya başlarız. Dünya artık silahlı güç bakımından savunmasızdır ve suçlular bunu fark ettiği an Dünya’ya geri dönebileceklerdir. Ayrıca Omega’daki nöbetçi uzay gemilerinin de çalışmadığını ve göstermelik olduğunu, yani Omega’nın da savunmasız olduğunu ve olası bir isyanda kolaylıkla alt edileceğini öğreniriz. Bu sebeple suçluların hafızası siliniyordur.

Yine anlarız ki suçluların aslında çoğunun suç işlemediğidir. Bilinçaltı eğitimi nedeniyle suç işlememiş olanlar bile en ufak bir suça meyilli olma durumunda ya da suç işleyip işlemediği konusunda olası bir şüphe olması halinde kendi kendini sanki suçu o işlemiş gibi ihbar edip kendi isteğiyle Omega’ya sürülür. Dünya’daki insanlar robotlaşmışlardır. Dünya’daki yeni uygarlık, yani Mevki Uygarlığı, tam bir robot uygarlığıdır.

Robot uygarlığının en korkunç silahı, bilinçaltı eğitimi ile şekillendirilen (kodlanan) insanların, Dünya’nın işleyişi hakkında en ufak bir bilgi edinmeye başlaması halinde kendi kendini yok etmesi, kendini öldürmesidir. Bu sebeple kütüphanede ikinci cilt toplatılmıştır. Robotlaşan insanların hiçbir şekilde bilinçlerini kullanmalarına müsaade edilmez. Dünya hakkında ne olup bittiğini fark eden insanlar kendi kendini öldürmeye kodlanmıştır. Barent bunu fark eder; o da daha önceden kendi kendini yok etmeye kodlandığı için kendiyle savaşır ama savaşı kazanır. Kendini öldürmez ve kitap bu zaferle biter.

SON OLARAK

Kurgu’daki Dünya’nın son haline baktığımızda; artık suç yoktur. Suç işleme ihtimali olan insanlar kendi kendini ihbar etmeye kodlanmıştır. Suç işlenme ihtimali kalmamıştır yani. Bu noktada Omega’ya çok sayıda suçlunun sürülmesi düşündürücüdür aslında. Yani suç işleme ihtimali kalktıysa, oraya sürülenler sadece suça meyilli olup kendi kendini ihbar edenler midir? Ancak Barent’in, başkasının işlediği cinayet suçu nedeniyle sürüldüğünü öğreniriz kitabın sonunda. Bu durumda da Dünya’da suç halen vardır. Yapılan toplum mühendisliği kusursuz değildir yani. Ancak Dünya halkına suçun tamamen kalktığı yalanı söylenmektedir. Her şeyin kusursuz olduğuna inanmaları için muhtemelen…

Dünya, vatandaşlarının birbirine tam güvenine ve tam uyumuna dayanan bir hale gelmiştir. Farklılıklar yoktur. İnsanların yaşadıkları evlerden giydikleri kıyafetlere kadar her şey tek tiptir neredeyse. Önemli olan insanların meslekleridir.

İnsanların aldıkları eğitimin iki yönü vardır. İlki robotlar tarafından verilen bilinçdışı eğitimdir ki bu eğitimle insanların suç işlemeye meyilleri tam anlamıyla ortadan kaldırılır. Diğer eğitim ise meslek edinmeleri için verilen eğitimdir. Herkes mesleğini layıkıyla ve itiraz etmeksizin yapmak üzere yetiştirilir. Aslında mesleklerin neredeyse tamamını robotlar icra eder, insanlarsa robotlara eşlik ederler. Mesleğin icrasında insanların payı neredeyse yok denecek kadar azdır.

Suçu ortadan kaldırmak için insan bilinci feda edilmiştir. İnsanlar artık kodlanmış birer robot gibidir.

Bu noktada şunu görürüz. Omega’daki suçlu insanlar daha “insan”dır. Çünkü hafızaları silindiği için bilinçaltı düzeyindeki kodlamalar da silinmiştir. Genetiği oynanmış Dünya’yı kurtaracak olan “gerçek insanlar” Omega’dadır.

Ve Dünya’yı suçtan arındırmakla suçludan arındırmak bir değildir. Kitabımızda Dünya “suçludan” arındırılmıştır. Günümüzde cezaevleri de aynı mantıkla işlemektedir; Omega gibidir. Suçluları nereye koyarsak koyalım suçu bitiremediğimiz açıktır. Hele ki kapitalist yönetim koşullarında hem suçlu hem de suç türü giderek artmaktadır. Sürekli artan cezaevleri ise dünyamızın yeni Omega’larıdır.

Kurgudaki Dünya’da yapılan, tam bir toplum mühendisliğidir. Mühendislikle (robotlaşmayla) tüm toplum, bilinçli reflekslerinden koparılmış ve dizayn edilmiştir. Görünüşte her şey tam bir uyumlulukla işler ve herkes sorunsuz ve gerilimsiz yaşar. Ancak toplum, hiçbir zaman kusursuz bir mühendisliğe uygun, bir meta olmamıştır. Bu mühendislik bir şekilde bir yerinden patlak verecektir. İnsanın bilinci binlerce yıllık tarihsel birikimlere dayanır ve bu bilinci, robotik kodlamalarla kusursuz bir şekilde dönüştürmek elbette ki imkansızdır.

İnsanı hizaya getirmek arzusu dünyamızda çoğu yönetimin vazgeçemediği bir arzudur. Ancak tarih boyunca en sıkı diktatörlükler bile deneyimlemiştir ki, insanı tam bir hizaya sokmak mümkün değildir; yönetim anlayışını ne kadar sıkı tutarsan tut, baskı rejimi bir yerinden bir gün patlak verecektir.

Veysi Çetin
Veysi Çetin
Dokuz Eylül Hukuk mezunudur. Marksizm ve Hukuk Okulu üyesi ve yürütücüsüdür. Önsöz Dergi'de, Gazete Duvar'da ve Başka Mecra'da film/kitap eleştirileri yazmaktadır.

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Spotıfy

POPÜLER YAZILAR

NEOLİBERALİZME İNSAN HAKLARI PENCERESİNDEN BAKIŞ

Neoliberalzim ile insan hakları anlayışının siyasi ve medeni haklar bağlamında uyuştuğu görülürken, ekonomik ve sosyal hakların birey özgürlüğünü olumsuz etkileyecek bir devlet formu getireceğini savunan noeliberal görüş, bu haklar bağlamında insan hakları anlayışının dışına çıkar. Neoliberal özgürlük anlayışı ile insan haklarının özgürlük anlayışı birbirinden farklıdır. Neoliberal anlayışta kapitalist şirketlerin özgürlüğü bireylerin özgürlüğüne ve insan haklarının ekonomik ve sosyal kısımlarına yeğ tutulmaktadır.

LİLİTH: “9 KERE LEYLA”NIN HATIRLATTIĞI BİR KADIN

Lilith’in savunmasıyla başlayan film Leyla’nın ölümsüz Lilith’e dönüşmesi ve bize hikayesini anlatmasıyla son buluyor. Ne yaparsa yapsın şeytanlaştırılmaktan kurtulamayan Lilith bir de böyle deneyeyim, erkeklerin istediği gibi olayım diye domestik rolleri kabul etmiş, evinin kadını olmaya razı gelmiştir. Ancak böyle yaptığında da yine sonuç aynıdır. Oğlu bile onun düşmanı olarak karşısındadır. Neden? Oğul da bir erkektir de ondan.

“Yapmama”nın gücü adına

Bazen yapmamalı ve durmalıyız ki yeniden harekete geçmek için güç toplayalım, bazen yüklerimizi boşaltmalıyız ki yeni fikirler, hayaller için bahçemizde yer açılsın, bazen ölmeliyiz ki yeniden doğabilelim, bazen susmalıyız ki doğru zamanda doğru şeyler söylemek, kelâm etmek için alan açılsın...
X