Ev İçi Terliği

Ev İçi Terliği, bir apartman boşluğu öyküsüdür.

Bu öykü, fokurdayan apartman boşluklarının bitmeyen kelimeleridir. 

Toplu taşımanın toparlanmamış görüntüsünün altında yatan o ahenkli sıkışmayı geride bıraktım. Hafif yağmurlu bir akşam üstünde eve ulaşmak için hiç acele etmedim. Aksine, aptal ıslatan yağmurun bana anımsattığı anneanne anısının keyfini çıkardım. Henüz on iki yaşındaydım, anneannem kolumdan tutup beni camiye, iftar namazı kılmaya götürmüştü. Bayağı heyecanlanmıştım. Anneanne ile sihirli bir yere gidiyordum. Neresinden bakarsam bakayım çocuk zihnim için maceraydı bu. Şimdi otuz iki yaşındaki yetişkin halim için isyan başlangıcı olabilirdi. Bir şeyin olabilir olması, olacağı manâsını taşımaz. 

Hafif eğimli yokuşu çıkarken yanımdan geçip giden çifte şöyle göz ucu baktım. Kadın hararetle bir şeyler anlatıyordu. Adam dinliyor görünüyordu. Sanki dinlemiyordu, dinliyor gibiydi. Belki gerçekten dinliyordu. Nereden bilebilirdim ki? Hem ayrıca bananeydi. Gökyüzü beklendiği üzere bulutlu ve griydi. Bir motor yokuş aşağı, bana doğru geliyordu. Şu motor sürücüsü yanımdan geçerken (ben yolun sağ tarafındaydım, dolayısıyla motor sürücüsü solumdan geçecekti) kalbime bir bıçak saplasa, asla robot resmini çizdiremezdim. Korkunç. 

Bir motor sürücüsünün katil olup olmadığı nereden bilinebilirdi ki? Kıyafetim ona uygunsuz gelse, bunu asla anlayamazdım. Gözlerini bile göremiyordum. Bakışlarımın motor sürücüsünün kaskına kilitlendiğinin farkındaydım. Hemen başka yöne çevirdim. Eski, çürük bir sandalyenin altına sığınmış kedi gördüm. Sarı tüylerinin ne kadar da sevimli olduğunu düşünmeye çalıştım ama ya motor sürücüsü kıyafetim yerine bakışlarımdan rahatsız olmuşsa, bunu da bilemezdim. Neyse ki, kedicik imdadıma yetişti. Sandalyenin altına sığınmış olan kediye yüzümü döndüğümde, sırtımı yola çevirmiş oluyordum, bu hariküladeydi. Böylece motor sürücüsünün beni kalbimden bıçaklama ihtimali, yaklaşık yüzde doksan beş oranında düşüyordu. Nereden bakarsam bakayım, bu imkansıza yakın bir olasılıktı. Hem neden bıçaklasındı ki beni?
Ben evham yapıyordum. Fakat, olur mu olur. 

İçime yerleşen bu evham bulutunu def etmekle uğraşırken apartman kapısına gelmiştim bile. Keşke yolda gelirken anahtarımı çıkarsaydım. Ama nasıl bunu düşünebilirdim ki? Yine de dokuz saatlik mesai, üç saatlik toplu taşıma sürecimin ardından, bana kalan bu fare deliği kıvamındaki zaman dilimimi anahtar aramak gibi saçma sapan eylemlerle heba etmemeliydim. Neresinden bakarsam bakayım aptallıktı bu. Öyleyse etmeyecektim. Ettim. Heba ettim. 

En azından kimseyle karşılaşmasaydım bari. Suratıma samimiyet maskesi takıp komşuluk gülümsemesi giyecek ruh halinde değildim. Bari çantamı hazırlamış olsaydım. Hiç yoktan yanıma alacağım kıyafetleri bir kenara ayırsaydım, zaman kazanırdım. Keşkeler’den bir keşke zincirini daha boynuma taktığıma göre, hayata kaldığım yerden devam edebilirdim. Ettim. Hayata kaldığım yerden devam ettim. 

Sıra yirmi dört basamağı tırmanmaya geldi. On altıncı basamaktan sonra üç adımlık düzlüğü atlatıp yirminci basamağı Alt Komşu’yla karşılaşmadan geçebilirsem, başarılarıma bir başarı ekleyebilecektim. Öyleyse bu başarıyı gerçekleştirecektim. Hem böylece buraya kadar taşımak zorunda olduğum keşke’yi sıfırlayabilirdim. 

On altıncı basamaktan sonra gelen üç adımlık düzlükte, tam üçüncü adımda, kapısının önünde yakaladı beni. 

Alt Komşu:
İşten mi geliyorsun?

İç Sesimin Sesi:
Hafif yağmurlu bu Perşembe günü, 19:30 sularında nereden geliyor olabilirim ki?

Ben:
Evet.

Alt Komşu:
Yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı ya, belki muhasebecilere bugün de tatildir diye düşündüm.

İç Sesimin Sesi:
Niye bize tatil olsun ki? 22 Nisan Ulusal Tatil Günü de benim mi haberim yok?

Ben:
Yok, değil maalesef.

Alt Komşu:
Ben seni bugün yakalayamam sandım da endişe ettim. Kapıda bekledim. Bu ayın aidatını vermedin. Onu diyecektim.
Ben kadının parasını verdim. Apartman da tertemiz.

Ben:
Unutmuşum, hemen vereyim.

Alt Komşu:
Bir de, senden biraz şikayetçiyim. O nasıl terlikler giyiyorsun kızım öyle? Sen yukarıda yürüyorsun, ben aşağıda dinliyorum. Vallahi evin içinde nereden nereye gittiğini biz aşağıda biliyoruz. Bir iki kere uyarmaya gelecektim, Rıfat Amcan durdurdu. Ama kızım, belli ki sen o beş – on liralık terliklerden giyiyorsun.
Bilememişsin, olur öyle ama o terlikler olmaz.

İç Sesimin Sesi:
Rıfat Bey nereden amcam oluyor ki? Üç aylık Murat Bey Apartmanı maceramda toplasam üç kere karşılaştım. Birinde ben apartmana girerken o çıkıyordu, yanlış hatırlamıyorsam diğerinde ben aşağı inerken Rıfat Bey dairesinin kapısını açtı, sonuncusunu hatırlamıyorum bile. Aman şimdi bununla mı uğraşacağım.

Ben:
Teşekkür ederim, ilgileneceğim. Kusura bakmayın lütfen.

Alt Komşu:
Yok kızım ne kusuru, olur öyle. Sen yola çıkacaksın, ben daha fazla tutmayım seni. Yeni terliği alırken bana haber ver.
Sen şimdi gençsin, bilemezsin. Haydi selametle.

İç Sesimin Sesi:
Yola çıkacağımı nereden biliyor? Acaba anneme gideceğimi de biliyor mu? Kesin biliyor.

Sonunda on yedinci basamağa basabildim. Neyse ki anahtarım artık elimdeydi. Üç adımlık mesafeyi kat ettikten sonra dairemin kapısına ulaştım. İçeri girer girmez ayakkabılarımla birlikte Alt Komşu şokunu da çıkarmak istedim. Çıkaramadım. Yorgun ve mutsuz ayaklarım alışkanlık gereği terliğe yöneldi. Hemen geri çektim.  Bir gece terliksiz yürüseler ölmezler herhalde diye düşündüm. 

Direkt yatak odama gidip çantamı hazırlamak istedim ancak önce kafamı meşgul eden düşünce bulutlarını dağıtmaya ihtiyacım vardı. Mutfağa gidip birkaç gündür bulaşık makinesine yerleşmeyi bekleyen tabaklar, bardaklar, kaşıklar, çatallar, bıçaklar, tencere, rende ve limon sıkacağıyla ilgilenmeye karar verdim. Yatak odamdan, apartman boşluğuna bakan mutfağıma dokuz adımda gittim.

Ev içi

 

Apartman Boşluğundan Gelen Alt Komşu Sesi:
Üst kattaki kızceğizi yakaladım bugün. Aidatı aldım. Annesine gidecek ya. Çok sessiz bir kız.
Dediğin gibi, kibarca uyardım. Acaba diyorum hangisini alacağını söylese miydim?
Gerçi bana haber ver dedim ama.

İç Sesimin Sesi:
Yine dişlerini sıkıyorsun, sıkma.

Alt Komşu’nun Kocası Rıfat Bey’in Boşluktan Gelen Sesi:
İyi madem biraz rahatlarsın.

Apartman Boşluğundan Gelen Alt Komşu Sesi:
Sanki bir tek ben rahatlayacağım. Sen de az söylenmedin.

Alt Komşu’nun Kocası Rıfat Bey’in Boşluktan Gelen Sesi:
Akşama ne yiyeceğiz?

Apartman Boşluğundan Gelen Alt Komşu Sesi:
Kuru fasülye yemeği yaptım. Yanına pilav yapıyorum. Bak ne diyeceğim; bizim pidecinin oğlu motor ehliyeti almış.
Motorlu kurye olacakmış. Çok para varmış o işte. Diyorum ki, bizim oğlanı da kurye yapalım.

İç Sesimin Sesi:
Güzeller güzeli anneannem-

Alt Komşu’nun Kocası Rıfat Bey’in Boşluktan Gelen Sesi:
Üniversite mezunu değil miydi onun oğlu?

İç Sesimin Sesi:
Olsaydı şimdi, içine atıp kanser olacağına dışına at derdi.

Apartman Boşluğundan Gelen Alt Komşu Sesi:
Şimdi üniversite mezunları bile işsiz Rıfat. Ha ne dersin yapalım mı bizim oğlanı da?

Alt Komşu’nun Kocası Rıfat Bey’in Boşluktan Gelen Sesi:
Dur hele hanım bir askerden gelsin, bakarız.

Benim takır tukur tabak çanak seslerim, Alt Komşu’nun fokurdayan tenceresinin buharına karıştı. Ben takır tukurdadım, o fokurdadı, ben takırdadım, o fokurdadı, o fokurdadıkça ben takır tukurdadım. Sonunda bulaşık makinemin düğmesine basıp dokuz adımda yatak odama geri döndüm.

“Ev İçi Terliği”

Çağla Özkurt
Çağla Özkurthttps://genlesiyoruzefendim.wordpress.com/
Ben, Çağla. Viyana’da doğdum. Altı yaşımda Türkiye’ye göç ettim. Aslen Gürcüyüm. Anadili Gürcüce olan babaannem asla adımı telaffuz edemedi. Anneannem duymamam icap eden konuları daima Gürcüce anlattı. Ben Avusturya Almancası öğrenmeyi istemekten öteye taşımadım. Türkçe diline aitim gibi davrandım. Yirmi sekiz yaşımda hayatımın tüm temel taşlarını bırakıp yollara düştüm. Nereli olduğunu bilmeyen, ait olduğu kara parçasını arayan hayatım, birçok hikâye biriktirdi. Şimdi yerlerden herhangi birine, sırf o yere benziyor diye yerleşme ve biriken hikâyeleri an-latma zamanıdır.

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Spotıfy

POPÜLER YAZILAR

“Yapmama”nın gücü adına

Bazen yapmamalı ve durmalıyız ki yeniden harekete geçmek için güç toplayalım, bazen yüklerimizi boşaltmalıyız ki yeni fikirler, hayaller için bahçemizde yer açılsın, bazen ölmeliyiz ki yeniden doğabilelim, bazen susmalıyız ki doğru zamanda doğru şeyler söylemek, kelâm etmek için alan açılsın...

Ev İçi Terliği

Ev İçi Terliği, bir apartman boşluğu öyküsüdür. Bu öykü, fokurdayan apartman boşluklarının bitmeyen kelimeleridir.

Kentsel Demokrasiye Katılım Ve ‘bazı çocukların bayramı’…

Bu yazı, lgbti+ çocukların hakları üzerinden gündem olan gelişmeleri ve kentsel demokrasiye katılım hakkı çerçevesinde Kadıköy Kent konseyi deneyimini konu edinmektedir.
X