ANLATIM KATMANI: ŞİİRİN VARLIK YAPISINI ANLATMA YOLU

ANLATIM KATMANI: ŞİİRİN VARLIK YAPISINI ANLATMA YOLU

ANLATIM KATMANI Şiirin varlık yapısını anlatabilmenin ve tanımlayabilmenin analitik yolu bana göre katman yöntemidir. Bu yöntem; şiir nasıl yazılır, nasıl okunur, nasıl çözümlenir; insan, nesne ve yaşamla ilişkisi nasıldır; dil ve bilimle ilişkisi nedir gibi sorulara yanıt verebilme yeteneğine sahiptir. Varlık katmanları, şiirin bütününü oluşturan ve birbirini var eden birleşik yapılardır. Sanat eserinin varlıksal bütünlüğü ve integral yapısı gereği bu katmanları ayrı ayrı ele alıp inceleyebiliriz ve birbirleriyle ilişkisini çözümleyebiliriz.  Bir yapıtın duyusal ve nesnel alanının; biçim, anlam, anlatım, ses, çağrışım, coşum ve estetik katmanlarından oluştuğunu kitaplarımda öne sürmüştüm. Katmanları şiir açısından ele aldığımızda anlatım katmanı, biraz daha öne çıkmaktadır. Diğer katmanlar da önemlidir; her birinin yapıtta görevdeşlik ve bağlılaşık işlevi vardır.

Herkes, başından geçen bir olayı anlatabilir; şiir, öykü, roman türü metinler yazabilir. Örneğin öykünün etkili bir yapıt olabilmesi için anlatımın, biricik ve sıra dışı bir söyleyişi olmalıdır. Anlatımın, dil sanatlarında daha özen gerektiren bir yanı vardır; aynı olayı ve aynı anlamı saysız biçimde aktarabiliriz. Salt anlamla ilgili değildir; sesle olduğu kadar dünyayı görme, işitme, tanımlama ve anlamlandırma biçimiyle de ilgilidir. Algıyı tetikleyen ve daha etkili alımlamayı sağlayan bir gücü vardır. Her sanat alanı için etkili ve geçerli bir katmandır. Örneğin, bir tabloda kompozisyon (yerleşim ve perspektif) olarak tanımladığımız şey anlatımın bir parçasıdır.        

Şiir; şöyledir, böyle büyük bir sanattır, şöyle yazılır, böyle anlatılır, şurasından girilir, şiire böyle varılır, burasından çıkılır gibi çıt kırıldım yargı ve soruları bir yana bırakalım. Kendimize daha tanımlanabilir yeni sorular soralım. Bu tür sorular ve bu konulara ilişkin yazılan genelleme yazılar, kanıksanmıştır artık. Çoğu, okura yeterince açıklayıcı veri sağlayamıyor. Bu düşünceden yola çıkarak; anlatım katmanını kendine özgü sorularla inceleyelim. Bunun için kendimize neler sorabiliriz? Örneğin, konuyu okur beklentisinden yana ele alalım. Şiir okuru, şairden nasıl bir dil kullanımı bekler?[1] İkinci soru ise, şiirde nasıl bir anlatım olmalıdır ki okur-şiir ilişkisi doğrudan kurulup en akıcı ve duyarlı şekilde sürdürülebilsin?

Anlatım katmanını, neden okur açısından sorguluyorum? Estetik alımlama gözlenerek varılan yargı, daha uygulanabilir bir yargıdır; doğruluk değeri yüksektir. Okurla duygudaşlık kurulması, estetik alımlamanın gözlenmesi ve sonuçları hakkında bir değerlendirme yapılması, durumu biraz daha somutlaştırır. Daha sağlıklı yorum ve çıkarım yapmamızı sağlar. Okur, şiirde nasıl bir anlatım bulmak ister?

Şiir okuru, öncelikle kendisini aşan bir dilin içinde kaybolmak ister. Kendisini aşan bir dil derken ne demek istiyoruz? Çok açık gibi duruyor olsa da tanımlanmasında sıkıntı olan bir söylemdir. Okurun beklemediği, sözel, anlamsal ve zamansal dizilimi kıran; mantığını sendeleten, duygularını rendeleyen, anlamlandırılabilir açık verilerle zihnine saldıran; çoğul, rastlantısal anlam ve çağrışımsal imgelem gücü yüksek olan; bir anlatım demektir bu. Bir anlamda sıradan söyleyişin dışına çıkmaktır. İlgili sanatın disiplinine uymak koşuluyla onun anlatım olanaklarını olabildiğince genişletmektir. Anlatım, anlama derinlik kazandırırken anlamın da anlatıma hareket özgürlüğü kazandırdığı karşılıklı bir ilişkidir. Öyleyse karşımıza çıkan önemli soru şudur: Bunu nasıl yaparız?

İşte bu, anlatı bilimin konusudur. Neyi nasıl anlatmalıyız ki okuru şiirin içinde tutabilelim. Neyi nasıl söylemeliyiz ki okurun algısını çelip duyarlılığını en üst noktaya taşıyabilelim. Şiir dili, diğer edebi türlere göre oldukça özgür bir dildir. Anlamsal, uzamsal ve zamansal akışı kırabilen, somut ve soyutu gerçeküstü dünya ile bütünleştirebilen bir esnekliği vardır. Gerçeküstü dünyayı canlandırabilme yeteneği daha güçlüdür.

Anlam, anlatım ve ses ögeleri, bir bütündür ve birbiri içinde birbirini var eden görevdeş ve bağlılaşık katmanlardır. Anlam ve sese giydirilmiş farkındalıklı bir anlatım, okurun algılarını tetikleyecektir. Günlük konuşma dilinden, sıradan bir metin tümcelerinden veya rastgele kullanılmış söz ve sözcük öbeklerinden uzak bir dil kullanımı, okurun imgelem olanaklarını genişletecektir. Şiirsel ezgiyi oluşturan bir ses düzeni yanında sözcüklerin anlamsal değeri ve duygu değeri, imge bütünlüğünü kuracak ve okurun şiirin içerisine girmesini sağlayacaktır.

Sapma, alışılmadık bağdaştırma, benzetme, eğretileme, değinmece, değişmece ve aktarma gibi söz teknikleri, anlatıma güç katarken aynı zamanda şiirin imge örgüsünü oluştururlar. Sıradan bir söyleyişin dışına taşırlar şiiri. Okur, şiirde bunları yakalar ve imge bütününden kendi imgelem dünyasında gezintiye çıkar. Bir anlamda okur, beklentisinin ötesinde bir dize kuruluşu ve söz kıvraklığı içinde bulur kendisini.

Anlam bütünlüğü en kolay algılanan ve duygu değeri en kısa zamanda duyumsanan sözcük ve söz tamlamalarıyla kurulmalıdır dizeler. Ayrıca okur; zihninin derinliklerinde hiç dokunulmamış yeni görüntü ve tasarımların oluşmasını sağlayan; söz sanatı veya alışılmamış bağdaştırma gibi kendisinin yapmasının olası olmadığına inandığı; tamlama, söyleyiş, dizilim ve imge kurulumu bekler. Açıkçası yeni, hayranlık uyandıran ve duygularını ezici bir söyleyiş bekler.

Şiir okuru, ruhsal ve duyusal olarak şiirle bütünleşmek ister. Biz biliyoruz ki şiir, okuru sarsıntıya uğratacak bir anlatım, ses, aynı zamanda duyularını harekete geçirici bir anlam üzerine kurulabilir. Şiirsel dilde neyi söylediğiniz öncelikli değildir; neyi söylediğiniz göz ardı edilecek bir durum olmamakla birlikte nasıl söylediğiniz ön plandadır. Duygulanım için farkındalığı, etkiyi ve ivmeyi yaratacak olan, anlamın derinliği ve söyleniş biçimidir. Şiirsel dilde neyi söylediğimiz etkin değilse, nasıl söylediğimiz de beklenen etkiyi ve estetik değeri doğuramaz. Bu nedenle neyi nasıl söylediğimiz her zaman birbiri içindedir, bunu eş yüklü ve eş zamanlı bir süreç olarak ele almalıyız. Anlatımın algı uyarma yeteneğini uygun kullandığımız zaman anlamın, arzu edilen yoğunlukta alımlanmasını sağlarız. Böylece okuru şiirle bütünleşmeye yöneltiriz. 

Anlatım, geniş bir alandır ve şöyle olmalıdır gibi bir yargı tümcesi kurmamız olası değildir. O kadar çok seçeneği vardır ki dünyanın herhangi bir noktasından aynı yönde sürekli gittiğimizde aynı noktaya gelmek gibidir. Birçok söyleyiş şekli, kullanılabilecek sözcük ve sayısız seçenek vardır. Sonuçta hepsi bir şeyi anlatır; ne var ki birinin duygu değeri ve duyarlılık yaratma gücü düşüktür diğerininkiyse yüksektir. İşte biz duygu değeri ve duyarlılık yaratma gücü yüksek olan anlatım biçimini tercih etmek durumundayız; çünkü şiirin hedefi, okur duyarlılığını yüceltmek ve onu estetik yaşantıya sokmaktır.

Okur; düş, duygu, beklenti, anı ve yaşamının kesitlerine incelikli bir biçimde dokunulmasını ister. Okur; yaşamsal değerleriyle, belleğiyle, duygu ve düşünceleriyle şiirin içinde var olduğunu duyumsamalıdır. Daha doğrusu şiirin eli ayağı okura dokunmalıdır. Duygu ve yaşamının kesitlerini daha ilgi çekici görünür kılmalıdır. 

Sık sık söylenir ya “Şiir yaşamın içinden olmalıdır” diye. Şiir yaşamın içinde olmak zorundadır. Bunu yaparken sıra dışı bir anlatımla okurun ruhuna dokunulmalıdır. Sıra dışı şeyler söyleyeceğim diye aşırılığa da yer verilmemelidir. Şiirde maksat; öğretmek, bir fikri kabul ettirmek ya da şair gibi düşünmesini sağlamak değildir. Aşırılıktan kastım, dayatıcı, şiddet ve öğreticiliktir; şiirde sarsıcılık, sıra dışılık, beklenmedik patlamalar olacaktır, yapılmalıdır. Zihni sendeletmeli, duyguyu havalandırmalıdır. Okurda duyarlılık yaratmak ve estetik tavır oluşturmak, alışılmış şeylerle yapılamaz. Bu durumda anlamın duygu değeri ve etkinlik değeri öne çıkar. Her söz ve söz tamlamasının duygu değeri şiddetten sevgiye kadar değişen aralıkta oluşur. Birinci ilke, şiir şiddeti kaldıramaz. İkinci ilke şiddete yakın çoğu olumsuz duygu değeri; baskıcı, korkutucu ya da dayatıcı karakter taşır. Kültürel birikim ve buna bağlı oluşan toplumsal algı; sözcük, söz tamlamaları, deyim ve özlü sözlerin duygu değeri ile duyarlılık yaratma yükünü belirler. Biraz daha anlaşılır bir şekilde söylersek; küfür, bağırma, çağırma, suçlama, aşağılama ve hakaretle kurulan metinler şiir değil bildiri türüne girer. Sanatın hiçbir dalı dilsel şiddet[2] içeren söylemi kabul etmezken okur da aşağılandığı, suçlandığı veya bir başkasına hakaret edildiği bir metnin içinde estetik yaşantıya giremez. Böyle metinler daha çok nefret duygusunu yüceltir ki bunlar, sanatın amacını aşan şeylerdir; şiir dışında başka bir türdür. Türk şiirinde çok kullanılan ama gerçek tanımı yapılmamış ve adına hâlâ şiir denilen bir metin biçimidir.

Okur, şiirde ses duymak; belleğine kazınmış olan ezgiyi yaşamak ister. Anlatım, anlamı açığa çıkarırken sesin imgesel gücünü de kullanmalıdır.  Bu da ne demektir, demeyin. Şiirsel ezgi[3] ayrı bir olaydır şiirde. İmgesel bir gücü vardır ve sözel imgeden daha etkilidir; estetik değer açısından daha güçlüdür. Ruhsal dünyayı, metafizik alanı kolay uyandıran bir imge türüdür. Şair tarafından altyapısı kurulur ve okur tarafından oluşturulur. Ses ve söyleyiş, eş güdümlü ve eş zamanlı oluşan şeylerdir.  Bu ayrıntı Türk yazınında sık ele alınan bir konu değildir. Zaten bununla ilgili dünya yazınında bile ayrıntılı kaynak çok bulunmaz. Sadece şunu söyleyelim: Şiirsel ezginin duyarlılık yaratma ve estetik yaşantıya sokma gücü, azımsanacak bir durum değildir. Ses, anlatımla uygun kullanılmalıdır. Ayrıca bu olanak, ciddiyetle ele alınmalıdır.    

Okur öykünen değil; özgün bir şiir okumak ister. Anlaşılmayı gerçekleştirecek, etki yaratabilecek ve duyarlılığı artıracak bir anlatım, kolay iş değildir. Yetenek ve bilimsel yetkinlik yanında dili iyi kullanmayı gerektirir. İyi şair, eleştirel yaklaşan ve sorgulayan okurdur. Okuduğunu anlatı bilim gözünden ve kendi anlatım düzeninden ayrıntılı inceleyip çözümlemelidir. Nazım Hikmet böyle anlatmış, Cemal Süreya böyle söylemiş, ben de böyle bir anlatıma sahip olayım gibi bir yaklaşıma girdiğiniz anda şiir yazmak bırakılmalıdır. Kendiniz olma özelliğini yitirirsiniz; özgün olamazsınız. Sanatta öykünmek ile örnekler üzerinden kendi anlatım düzenini kurmanın arasında çok ince bir çizgi vardır. Ya öykünürsünüz ya da kendi anlatım düzenini kurarsınız. Bunun en verimli yolu, anlatı bilim esaslarında konuya yaklaşmak ve kendi doğal söyleyişinizi yitirmemektir. Yapaylığı artırdıkça ve kendinizi zorladıkça başkasının anlatım biçimine sürtünürsünüz. İşte bu tehlikeli bir iştir.

Okur, şiiri okuduktan birkaç gün sonra tekrar aynı şiiri gördüğünde bu şiiri okudum mu, okumadım mı, diye kuşkuya düşmemelidir. Çok sayıda şiir kitabı okuyorum; okuduğum bir kitabı on gün sonra elime alıp baktığımda içindeki şiirlerle ilgili çok şey anımsamıyorsam sıkıntı var demektir. Özgün şiir, kendini okunanlardan ayırt ettirir. Belleğe tutunur ve okuyup okumadım mı gibi bir kuşkuya düşmenizi engeller. Bu yüzden şiir, sanatın ilkesi gereği biricik ve özgün olmalıdır; belleğe tutunacak ayırıcı bir anlatım taşımalıdır.   

Şiir okuru; güven duymak, zamanının boşa gitmeyeceğine ikna olmak ister ve şairle duygudaşlık kurmak için çaba harcar. Şair ile okur arasındaki güven, önemli bir bileşendir. Neden biliyor musunuz? Estetik algı, olumlu duygu altında devinir. Olumlu duygu ise sevgi, güven ve bunların türevleridir.  Bu duygu durumu, şiire giydirdiğiniz anlamın duygu yükü, tutarlılığı, bağlaşıklığı ve varoluş değerleriyle örtüşürlüğüne bağlıdır. Okur, şiirle özdeşleşmek, anılarını, izlerini, geçmiş duygularını yeniden yaşamak ister. Şiirin duygu değeriyle kendi duygularını örtüştürmek ister. Örneğin daha ilk dizede dilsel şiddet uygularsanız okur olumsuz duydu durumuna girecektir. Ters bir durumdur.  Olumlu duygu ve duygu değeri yüksek anlamın anlatımı, duygu değerinin naifliğine uygun olmak zorundadır. Çatlayan patlayan seslerden uzak durulmalıdır. İkincisi ise daha incelikli ve duygu değeri yüksek sözcükler, bilinen kahramanlar veya objelerle anlatım zenginleştirilmelidir. Türkçe bu konuda oldukça zengin ve birikimli bir dildir; fazla gereci vardır, değişimli veya birbiri yerine kullanılabilecek çok sayıda sözcüğü de… Doyurucu anlatım olanağı her şair için vardır; kınından çıkarılmayı bekler.  

Şiir okuru, şiirde kendisini bulmak ister. Duygularının okşanmasını, belleğinin kaşınmasını, değer verdiği olgu ve olayların farklı bir açıdan şiirde yer almasını ister. İnsanlığın ortak değerleri vardır ve bunlar karşısında duygu değerleri birbirine yakındır. Aşk, özlem, umut gibi… Nesnelere ve yaşama yüklediği anlam, kültürel ve sosyal farklılıklar gereği değişiklik gösterebilir. Bu yüzden tarihsel değerler, insani değerler, geleceğe ilişkin olgu ve olaylar; okurun belleği ve duygularını zinde tutacak şekilde ele alınmalıdır. Güncel olay ve olgular, okur üzerindeki etkisini gözlemleyip bildiri tarzına kaçmadan kılıf giydirmelerle duyumsatılmalıdır. Etkili kılmak için; okurun en kolay ulaşacağı olay, olgu ve bilgiye dayandırılmalıdır anlatım. Hem geçmiş hem güncel hem gelecek, aynı dizede bir arada yer alabilir. Bu anlatımı daha güçlendirir. Dolayısıyla güncel olay ve olgular daha tazedir, anlatımın etkisini kısa zamanda açığa çıkarma gizilgücüne sahiptir. İçinde yaşanılan ortamın görünürlük ve etki derecesi her zaman yüksektir. Duygu, tutum ve davranışları belirleyen, bu ortamdır. Okur, güncelin içerisinde kendisini daha kolay bulur; zaten orada yaşamaktadır. 

Şiir okuru, şiirin anlam ve duygu değerinin kendi duygularını ezmesini ister. Duygularını ezmesi derken, olabilirlik ölçülerinin ötesinde bir görünüşün bizi hayranlığa taşıması anlamında düşünülmelidir. Bir anlamda şiirin anlam ve anlatımından doğan derinlik veya sıra dışılık, okurun etkilenmesini sağlar ve hayranlığını belirginleştirir. Yaratılan bu güzelliğin karşısında, duygu boyun eğer ve güzelliğe uyum sağlar. Söyleyişin altında ezilir. Bu durum anlatımı güçlendirmek için kullanılabilecek açık kapılardan biridir. Kurduğunuz anlam ve onu anlatmak için söyleyiş biçiminiz, okura bu kadar da olamaz dedirtmelidir. Okura bunu söyleten bir anlatım, sıradan bir dünya görüşüyle yapılamaz; donanımlı ve gelişmiş imgelem gücü, yetisi ve zenginliği gerektirir.    

Şiirde hedef, dili ilginç kullanmak değildir; dilin güzel kullanımından anlamı güçlendirmek, anlamın derinliğini ortaya dökmek, anlam-anlatım-ses uyumunu sağlamak, algıyı duyarlı kılmak, duygulanımı sağlamak, çağrışım ve coşumu güçlendirerek estetik değer yaratmaktır.

Düşünülen, duyumsanan, duyulan, koklanan ve işitilen her şey dile çevrilemez, sözlerle anlatılamaz. Duyarsın, koklarsın, düşünürsün ama dile çeviremezsin. Beynin çalışma biçimi ile dil olanaklarının örtüşmediği bir alandır burası ve ayrı bir araştırma konusudur. İnsanın düşünme yeteneğinin sınırsız olduğu kadar anlatım da sınırsız bir uzaya sahiptir. Limit zorlanmalıdır. Düşünce ve duyguları, mümkün olan en iyi bir anlatımla söze ve yazıya dönüştürmek ayrı bir çaba ve yetenek gerektirir. Biz biliyoruz ki bunları ustaca dile dönüştürenler, düşündüklerini, gördüklerini ve hissettiklerini okura etkili bir anlatımla aktarmayı başaranlar; iyi anlatıcılardır, iyi yazarlardır, iyi şairlerdir.

Şairin bilinci ve imgeleminin, dille buluştuğu alandır anlatım. Kavramlar, olgular, olaylar ile insanlar arasındaki mutlak ilişkiyi tanımlama, duyusal süreçleri duyumsama, kendine özgü yaşamı görme ve açıklama biçimi de diyebiliriz. Bu noktada, şairin insanı okumasından tarih bilgisine kadar pek çok değişkenin niteliği ve niceliği anlatımı etkiler. Donanımsal bütünlük ve zengin artalan bilgisini gerekli kılar. Deneyim ve bilgi birikimi; görmeyi, duymayı, anlamayı, yorumlamayı ve en uygun sonucu bulmayı sağlar. Söze dönüştürme yetisini üst seviyeye çıkardığı gibi anlatımı da doğrudan etkileyen bir gerekliliktir. Bilmeden, bilip görme yeteneği gelişmeden yapıt üretme devri geçmiştir. Donanımlı olmadan anlatımı güçlendirmek, boş bir çabadan başka bir şey değildir. Kişi heybesinde olmayanı çıkarıp ortaya söz olarak koyamaz.

Attığı taşın nereye düştüğünü bilmeyen ve etki yarıçapını ölçemeyen kalfa, ustalık düzeyine hiçbir zaman ulaşamaz. Bu yüzden ne yaparsanız yapın, şair bildiğini yazar deseniz bile yaptığınız şeyin sonucunu ve hedef kitlenin beklentisini karşılaştırmalısınız. Bu, popülist bir tutum olarak görülmemelidir. Etki ve tepkinin, kendi disiplini altında incelenmesidir. “Şair, ne yazarsa yazsın kabulümüzdür”, tek başına geçerli bir yaklaşım değildir artık. Okur ne ister sorusunun yanıtı, estetik biliminin konusudur ve şaire ufuk çizgisini daha öteye çekmesi için seçenek sunar. 

Aşağıda bağlantısı verilen şiiri, anlatım açısından dinlemenizi öneririm...

ANLATIM KATMANI

15 Temmuz 2020, Narlıdere/İZMİR  


[1] Şair şiirini yazarken okuru dikkate almaz” gibi delilsiz yargıyı bir kenara itmeliyiz öncelikle. Şiir; şair, okur ve yapıt üçgeninde bir değer olma ilkesine sahiptir; hiçbirini göz ardı edemeyiz.

[2] Daha açıklayıcı bilgiye ulaşmak için, İmgelem-İmge-İmgelem isimli e-kitaptaki “Dilsel Şiddet” ve Şiir Sanat Çözümlemesi isimli e-kitaptaki “Yazın ve Şiddet” başlıklı denemeleri okumanızı öneririm.

[3] Daha açıklayıcı bilgiye ulaşmak için, İmgelem-İmge-İmgelem isimli e-kitaptaki “Şiirsel Ezgi” denemesini okumanızı öneririm.

Yaşar Özmen
Yaşar Özmenhttp://siirsarnici-e-dergi.blogspot.com
1964 yılında Eskişehir’de doğdu. Sanat bilimi, dil bilimi, resim, öykü ve özellikle şiir üzerine çalışmalar yapmaktadır. Bir Damla Suda Halkalar (şiir), Saf Sanattan İnsana Şiir Çözümleme Tekniği ve Şiir Eleştirisi isimli kuramsal kitabı 2018, Umut Bekler Bizi isimli Görsel Sayısal şiir kitabı Mayıs 2020’de yayımlanmıştır. ŞİİR SARNICI dergisinin kurucusu ve yöneticisidir. Homeros Edebiyat Ödülleri 2020 Bir Şiiri İnceleme dalında Turgut Uyar’ın Üçyüzbin Şirinin İncelenmesi dosyasıyla Üçüncülük ödülü almıştır. Şiir/Sanat Çözümlemesi (Denemeler-2) kitabında 5 Mayıs 2020’de yayımlanmıştır. İmgelem-İmge-İmgelem kitabıyla Vedat Günyol 4. Deneme Yarışması Seçici Kurul Özel Ödülünü almıştır.
Önceki İçerikDELİLİĞİM…
Sonraki İçerik“AĞAÇTAN SAZA” BELGESELİ

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Spotıfy

POPÜLER YAZILAR

NEOLİBERALİZME İNSAN HAKLARI PENCERESİNDEN BAKIŞ

Neoliberalzim ile insan hakları anlayışının siyasi ve medeni haklar bağlamında uyuştuğu görülürken, ekonomik ve sosyal hakların birey özgürlüğünü olumsuz etkileyecek bir devlet formu getireceğini savunan noeliberal görüş, bu haklar bağlamında insan hakları anlayışının dışına çıkar. Neoliberal özgürlük anlayışı ile insan haklarının özgürlük anlayışı birbirinden farklıdır. Neoliberal anlayışta kapitalist şirketlerin özgürlüğü bireylerin özgürlüğüne ve insan haklarının ekonomik ve sosyal kısımlarına yeğ tutulmaktadır.

LİLİTH: “9 KERE LEYLA”NIN HATIRLATTIĞI BİR KADIN

Lilith’in savunmasıyla başlayan film Leyla’nın ölümsüz Lilith’e dönüşmesi ve bize hikayesini anlatmasıyla son buluyor. Ne yaparsa yapsın şeytanlaştırılmaktan kurtulamayan Lilith bir de böyle deneyeyim, erkeklerin istediği gibi olayım diye domestik rolleri kabul etmiş, evinin kadını olmaya razı gelmiştir. Ancak böyle yaptığında da yine sonuç aynıdır. Oğlu bile onun düşmanı olarak karşısındadır. Neden? Oğul da bir erkektir de ondan.

“Yapmama”nın gücü adına

Bazen yapmamalı ve durmalıyız ki yeniden harekete geçmek için güç toplayalım, bazen yüklerimizi boşaltmalıyız ki yeni fikirler, hayaller için bahçemizde yer açılsın, bazen ölmeliyiz ki yeniden doğabilelim, bazen susmalıyız ki doğru zamanda doğru şeyler söylemek, kelâm etmek için alan açılsın...
X