İletişimin Geciken Devrimi – Dijital Kanallar

Tüm dünya; 2020 yılını, büyük beklentilerin uzağında karşıladı. Dünya çapında istikrarsızlıkla geçen 2019 yılının yerini, tüm beklentilerin değiştiği yeni bir yıl aldı. Pandemi döneminin başlarında siyasi otoriteler, yaklaşan ve zor geçeceği belli olan bu dönemin pazar ihtiyaçlarını ve pazarın dengesini etkilememesi için gerekli çalışmalar yürüttüğünü paylaşmıştı. Ülkeler, yaklaşan kriz sebebiyle birbirlerinden farklı stratejiler yürüttü. Tüm stratejilerin ortak noktası, pandeminin kontrol altına alınması ve ekonomik çöküşün önüne geçilmesi idi. Bu anlamda bazı ülkeler süreci kontrol altına almış ve en az kayıpla süreci atlatmak üzere diyebiliriz.

Tüm bu gelişmelerin ışığında dünya çapında Coronavirüs’ün etkilerinin azalmasına rağmen, büyük bir dönüşümün gerekliliği öngörüldü. ‘’Yeni Dünya Düzeni’’, ‘’Yeni Normal’’ gibi kavramlar doğarak; kamu otoriteleri ve özel sektöre yön veren firmalar, ajandalarını baştan yazmaya ve önceliklerini değiştirmeye karar verdi.

Yaşanan salgın ve etkileri; belki kısa vadede atlatabilecek, belki de uzun zaman alacak. Ancak bu gelişmelerden bağımsız olarak, dünya farklı bir ders çıkardı. Dijital Dönüşüm’ün kaçınılmaz olduğunu…

Türkiye’de alınan tedbirler doğrultusunda, İçişleri Bakanlığı’nın paylaştığı yönergelerle; toplu alanlarda sosyal mesafenin korunması, maske takılması gibi zorunluluklar getirildi.
Ülkemizde alınan bu gibi tedbirlerin ardından; Dijital Dönüşüm yatırımları da hız kazanmış oldu.
Kurumların belki 10 belki de 20 yıllık Dijital Dönüşüm planlarının, birkaç seneye sığmak zorunda olduğunu gösterdi. Kaçınılmaz bir devrimin dışında kalmak istemeyen tüm kamu kurumlarından özel sektörde faaliyet gösteren organizasyonlara kadar…

Tabi ki uzun yıllar boyunca bu yolculuğa yatırım yapmış birçok kurum ve kuruluş vardı. Zaten bu süreçte, ayakta kalanlar onlar oldu. Değişen insan ihtiyaçlarını öngörerek, hazırlıklarını bu kapsamda gerçekleştiren, değer üreten kurumlar… 

Dönüşümü uzun vadede planlayan kurumlar için ise, geminin su almasıyla birlikte ilk adımlar atılmaya başlandı. Bahsi geçen kurumlar, köklü ve planlı değişikliklerden ziyade yatırımlarının el verdiği ölçüde su alan delikleri kapatmaya odaklandı. 

Dijital Dönüşüm çalışmalarını en iyi gözlemleyebildiğim kamu kurumları ve yerel yönetimler özelinde konuyu değerlendirmek istedim. 

Yaptığım görüşmelerden edindiğim izlenim, kurumların bu süreci oldukça zorlu ve pahalı değerlendirdiği idi. Dijital Dönüşüm, maalesef dışarıdan her zaman pahalı durmuştur. İlk adımı atmayanlar için korkutucu olmuştur. Tabi ki konu özelinde yapılan heybetli çalıştayların ve sunumların bu korkuya etkisinin büyük olduğunu söyleyebilirim.

Bu korkuyu yenmek için bilinmesi gereken önemli birkaç nokta var;

1- Dijital dönüşüm bir yolculuktur. Planlama, bu yolculuğun anahtar kelimelerindendir. Kurumlar doğru planlama yapamazsa ne kadar yatırım yapılması gerektiğini doğru ölçekleyemezler. Bu nedenle kurumlar ilk olarak kendi iç süreçlerini ve organizasyonlarını analiz ederek kendi dijital dönüşüm planlarını yapmalıdırlar. 

2- Dijital dönüşüm kapsamında yapılan mali yatırımlar, çok daha fazlasını geri getirir.

3- Dijital dönüşüm projeleri büyük yatırımlarla başlamak zorunda değildir. 

Dijital dönüşüm için bir planınız varsa ilk adımı atmak her zaman ucuzdur. Nereden başlayacağını bilmek kurumların elindeki en büyük avantajdır. 

Özel sektör firmaları için değişen müşteri ihtiyaçları ve profilleri ne kadar belirgin ise, kamu kurumları için vatandaşların hizmet beklentilerindeki değişimler de o kadar belirgin aslında. Tüm vatandaşlar artık oy verdiği belediyenin, seçtiği hükümetin onu bizzat tanımasını; onun ihtiyaçlarına proaktif olarak cevap vermesini istiyor.  Bu anlamda hizmet sağlayıcı kurumlar için veri, dijital dönüşüm yolculuğunda anahtar haline geliyor. Dijital dönüşüm yolculuğuna yeni başlayanlar için de, bir hayli yol almış olanlar için de… 

Otoriteler veriyi 21. yy’ın hammaddesi olarak görüyorlar. Artık çoğumuz veriyi işlemenin değerini biliyoruz ve geleceği verinin etrafında şekillendiriyoruz. Bu anlamda dünyaya örnek olacak birçok Akıllı Şehir projesi halihazırda hayata geçmiş durumda.

Veriyi işlemek bu kadar önemliyken, bir o kadar önemli olan konu ise veriyi toplamak. Yani deyim yerindeyse hammadde ihtiyacını karşılamak. Değişen insan ihtiyaçlarını tespit etmeye çalışırken değişen iletişim dilini de göz ardı etmememiz gerekiyor.

Bazı kurumlar veriye hali hazırda sahip olmanın vermiş olduğu avantaj nedeni ile, daha fazla veriyi elde etmeyi öncelikleri arasında görmüyor. Ancak bu kurumların elinde olan veriler, vatandaşların devlet mekanizmalarıyla olan organik bağlarından gelen statik veriler. Fark yaratacak olan veriler ise; dinamik, her gün değişen, her gün farklılaşanlar… 

Dinamik veriler aslında hali hazırda her gün vatandaşlar tarafından kurumlara taşınmakta ya da taşınmaya hazır durumda keşfedilmeyi beklemekte. 

Bu aşamada tek gereken iletişimi dijitalize ederek kanalların daha aktif kullanılmasını sağlamak.

Dijital kanallardan olabildiğince faydalanılması ve bu kanalların tekilleştirmesi; veri çeşitliliğinin arttırılmasını sağlayarak, bahsi geçen hammadde ihtiyacını karşılayabilir. Atılan bu adım kurumlara önemli ölçüde içgörü sağlayarak, vatandaşını tanıyabilmesi için gerekli veriyi elde etmesine imkan verir.

Ayrıca toplanan verilerin işlenmesiyle alınan kararlar vatandaşa hizmet olarak dönüş sağlayacaktır. Alternatif kanalların çeşitlendirilmesi kamu ve yerel otoriter için dijital dönüşüm yolculuğunda atılması gereken ilk adımlardandır.  

Bu durumun en önemli sebebi, kurumların artık bilgi çağının içerisine doğan Z ve Y kuşağının beklentilerini çağrı merkezleri ile çözemez hale gelmesidir. Özellikle 18-35 yaş aralığı iletişimi dijital kanallar üzerinden yönetmeyi daha hızlı ve efektif buluyor. Bu anlamda çağrı merkezlerinde sırada bekleyerek bir sorununu paylaşmak yerine belki de o sorunu hiç dile getirmemeyi seçiyor. İlk etapta bu durum iş yükünün hafiflemesi olarak görülebilir ancak bu çok büyük bir veri kaybıdır. Dijital kullanıcılar artık oturduğu yerden, evinden, iş yerinden veri üretiyorlar. Bu veriye ulaşmak için küçük bir adım atmanın yeterli olduğu inancındayım.

Sokak hayvanları konusunda hemen her gün bir şikayet ya da talepte bulunan bir vatandaş olduğumu düşünün. Talepte bulunduğum belediyenin evime ansızın gönderdiği 2 kilo mama ile yaşayacağım mutluluğu, hiçbir kaldırım çalışması vermeyecektir.

Bu örnekte değerli olan, gelen mama değil; belediyenin beni ya da herhangi birimizi düşündüğünü bilmektir. Bu basit çıkarımı sağlayacak veriyi belki her gün kurumlara iletiyoruz ya da iletmeye çalışıyoruz. Belki de iletmiyoruz ama bir sosyal medya hesabımızda serzenişte bulunuyoruz. Fark edilmeyi bekliyoruz. Birey olarak, vatandaş olarak hepimizin önemsenmeye ihtiyacı var. İşte tam bu noktada bir otoritenin bizi fark etmesi, sorunumuza çözüm sağlaması, fikrimizi önemsemesi; dijital dönüşüm sürecinin yaratabileceği en büyük katma değerdir.

Bir kamu kurumunun, vatandaşını tanıması aslında kendini bilmesi anlamına geliyor. Çünkü o kurum, bizzat vatandaşın kendisidir. 

Armağan Aziz Kaymakçı
Armağan Aziz Kaymakçı
Ben Armağan Aziz Kaymakçı. 27 yaşında mütevazi olmayı pek de beceremeyen obsesif, agresif, hırslı biraz zeki ve biraz da melankolik bir adamım. Maalesef sürekli çalışan bir beyine sahibim. Tahmin edilenin aksine çok zor bir durumdan söz ediyorum. Düşünmemek çok kıymetli. Her şeyi, her anı herkesi, her zaman, her yerde bir şekilde düşünmemek.. Gerçekten kıymetli. Duyguları olan ancak mantığı daha ağır basan birisiyim. Aslında duygu mantık karmaşasında kendimi mantıklı duygusal olarak ifade ediyorum. Biraz politik biraz da felsefik bir ifade. Sorun yok, Severim ikisini de. Kendimi anlatmayı sevdiğimden günlerce yazabilirim o yüzden burada bitirelim.

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Spotıfy

POPÜLER YAZILAR

NEOLİBERALİZME İNSAN HAKLARI PENCERESİNDEN BAKIŞ

Neoliberalzim ile insan hakları anlayışının siyasi ve medeni haklar bağlamında uyuştuğu görülürken, ekonomik ve sosyal hakların birey özgürlüğünü olumsuz etkileyecek bir devlet formu getireceğini savunan noeliberal görüş, bu haklar bağlamında insan hakları anlayışının dışına çıkar. Neoliberal özgürlük anlayışı ile insan haklarının özgürlük anlayışı birbirinden farklıdır. Neoliberal anlayışta kapitalist şirketlerin özgürlüğü bireylerin özgürlüğüne ve insan haklarının ekonomik ve sosyal kısımlarına yeğ tutulmaktadır.

LİLİTH: “9 KERE LEYLA”NIN HATIRLATTIĞI BİR KADIN

Lilith’in savunmasıyla başlayan film Leyla’nın ölümsüz Lilith’e dönüşmesi ve bize hikayesini anlatmasıyla son buluyor. Ne yaparsa yapsın şeytanlaştırılmaktan kurtulamayan Lilith bir de böyle deneyeyim, erkeklerin istediği gibi olayım diye domestik rolleri kabul etmiş, evinin kadını olmaya razı gelmiştir. Ancak böyle yaptığında da yine sonuç aynıdır. Oğlu bile onun düşmanı olarak karşısındadır. Neden? Oğul da bir erkektir de ondan.

“Yapmama”nın gücü adına

Bazen yapmamalı ve durmalıyız ki yeniden harekete geçmek için güç toplayalım, bazen yüklerimizi boşaltmalıyız ki yeni fikirler, hayaller için bahçemizde yer açılsın, bazen ölmeliyiz ki yeniden doğabilelim, bazen susmalıyız ki doğru zamanda doğru şeyler söylemek, kelâm etmek için alan açılsın...
X