Yazan: 9:54 am
Kategori: Toplum & Hukuk

Tahmini okuma süresi: 3 dakika

Bilginin Amacı Harekete Geçmektir

…olguların analizi teorik olarak kalır ve somut/pratik metotlara doğru yol alınmazsa, tek yaptığımız efendilerin kurallarına göre oynamak olur ve baskı sadece devam etmekle kalmaz, aynı zamanda artar. Konuşmanın, birkaç yılda bir oy vermenin ve buna ilerici aktivizm demenin yeterli olduğuna inandırıldığımız için, sürekli tartışma saldırısını burjuva tuzağı olarak adlandırmak anti-entelektüalizm değildir. Düşüncedeki her türlü “ilerleme”, sonuçlarını somutlaştırabileceğimizden daha hızlı bir şekilde ezen tarafından yutulduğu ve bize başka bir “İtaat et” baskısı şeklinde satıldığı için hiçbir şeyi değiştirmiyor ya da daha doğrusu yeterince değiştirmiyor diyebiliriz.

Bilginin Amacı Harekete Geçmektir

Pl 164 – R. Witzel, 1895

 

Selam Dostlar! Hafta boyunca iş kaynaklı adrenalin yükselmeleri sırasında, çoğunlukla kapitalizmin işleyişine bağlı olarak yabancılaşmanın ileri aşamaları nedeniyle hepimizin hissettiği kasvet ve amaç boşluğu etrafında dönen birkaç düşünce ortaya çıktı. Ya da şu şekilde ifade etsem daha doğru olabilir; neredeyse her yerde mevcut olan ve giderek artan bir şekilde somut amaçlardan
ziyade bireyci kimlik projeksiyonuyla doldurulan bir amaç boşluğu fark ettim. Bu nedenle, yukarı yumruk atmak yerine, amacı hedefleyelim ve amacın potansiyelini arayalım istedim. Bunu yaparken danışmak için Aristoteles ve Marx’tan daha iyisi aklıma gelmiyor.

Biliyorum, bugün bize yardımcı olabilecek bir çizgiyi antik Yunan’ın klasik dönemine kadar geri götürmek istemek biraz zorlama görünüyor ama bir fırsat verelim.

“Sonuçsuz analiz ve tartışma bir burjuva tuzağıdır.”

Özellikle Türkiye ve Batı Avrupa’daki sol kanat siyasi çevrelerdeki kendi deneyimlerime dayanarak, tartışmaya, eğitim ve öğretime odaklanmanın, eyleme geçirilebilir metotların hepsini olmasa da çoğunu bastırdığı gerçeğini her ortamda dile getirmeye çalışıyorum. Öğrenmenin ya da tartışmanın değerini azaltmak istemiyorum, aslında tam tersi. Ancak olguların analizi teorik olarak kalır ve somut/pratik metotlara doğru yol alınmazsa, tek yaptığımız efendilerin kurallarına göre oynamak olur ve baskı sadece devam etmekle kalmaz, aynı zamanda artar. Konuşmanın, birkaç yılda bir oy vermenin ve buna ilerici aktivizm demenin yeterli olduğuna inandırıldığımız için, sürekli tartışma saldırısını burjuva tuzağı olarak adlandırmak anti-entelektüalizm değildir. Düşüncedeki her türlü “ilerleme”, sonuçlarını somutlaştırabileceğimizden daha hızlı bir şekilde ezen tarafından yutulduğu ve bize başka bir “İtaat et” baskısı şeklinde satıldığı için hiçbir şeyi değiştirmiyor ya da daha doğrusu yeterince değiştirmiyor diyebiliriz.

Aristoteles ve Marx’a gelelim.

Aristoteles’i bilmeyenler için, Platon’un öğrencisi, Büyük İskender’in hocası ve bugüne kadar bildiğimiz en biçimlendirici ve etkili filozoflardan biriydi. Marx’tan ise bu aşamada hepimizin öyle ya da böyle bir fikri var..

Aristoteles, diğer birçok klasik Yunan düşünürüyle birlikte, herhangi bir bilgi biçiminin uygunluğunun, hizmet ettiği telos ya da amaca bağlı olduğuna inanıyordu. Ona göre bilgi 3 kategoriye ayrılır. Kısaca, teorik bir disiplinin amacı, tefekkür yoluyla hakikatin peşinde koşmaktır.
Üretken bilimlerin amacı bir şey yapmaktır; bir eserin üretilmesi. Pratik disiplinler, etik ve politik yaşamla ilgilenen bilimlerdir; telosları pratik bilgelik ve bilgidir.

“Bilginin amacı eylemdir”

-Aristoteles

Pratik Bilimler ise doğrudan Marx’ı ilgilendirmiştir.

Karl Marx Kapital’in birinci cildinde “insan, Aristoteles’in düşündüğü gibi politik bir hayvan değilse bile, her halükarda sosyal bir hayvandır” der.

Marx’ın siyasallık ve toplumsallık arasında yaptığı ayrım, hem kapitalizm altında yabancılaşmaya ilişkin önceki analizlerini yankılaması hem de Aristoteles’e ruhen son derece yabancı olan şeyi ifade etmesi bakımından aydınlatıcıdır: toplumsal ve siyasal olanın hizipleşmesi. Marx’ın Aristoteles’in çalışmalarından yararlandığı uzun zamandır bilinmektedir. Marx’ın insan anlayışının -diğer filozofların “insan doğası” ve Marx’ın “gattungswesen” olarak adlandırdığı şeyin Aristoteles’in iyi yaşam teorisine dayandığı iddia edilebilir.

Sosyal ve politik olan arasındaki yakın bağlantı, Aristoteles’in “Nikomakhos’a Etik” ve Politika’nın ötesindeki yazılarının çoğunun altında yatan bir temadır. Aristotelesçi diyalektik, eldeki konunun “ne”liğini anlamanın bir aracı olarak, her zaman olanla -soyut ilk ilkelerden ziyade genel kabul görmüş olanla, metafizik olandan ziyade somut ve maddi olanla- başlar. Marx da somut olanla, yani tarihsel, maddi ve olumsal olanla başlar. İnsanı olduğu gibi -Aydınlanma düşüncesinin soyut, ontolojik kahramanı olarak değil- toplumsal dünyasında bulunduğu gibi ele alır ve böyle bir analiz yoluyla çağın maddi ve sosyopolitik çelişkileri ve krizleri gün ışığına çıkar. O halde hem Aristoteles
hem de Marx için insanı anlamak; doğanın işleyişini, insanın dünyadaki hareketinde ve başkalarıyla etkileşiminde tezahür ettiği ölçüde toplumsal olanı anlamaktır – ve insanın dünyası elbette her zaman siyasetin dünyasıdır.

Aristoteles’e göre pratik bilimler, birçok eğitimcinin Paulo Freire’nin çalışmalarıyla karşılaştığı ve özellikle Marksist düşünce gelenekleri içinde bir dizi farklı siyasi anlam yüklenen bir terim olarak anlaşılmaktadır.

Teori ve pratik birbirine zıt ya da ayrı varlıklar değildir. ‘Pratik’ teoriden yoksun olamaz. Benzer şekilde, tamamen betimleyici olan ve amaca yönelik eyleme atıfta bulunmayan bir ‘teori’ tasavvur etmek de zordur. Başka bir deyişle, pratik teoriyeteori, Y batırılmıştır. Sürekli bir teori oluşturma ve teori test etme sürecidir. Dolayısıyla, bu anlamda pratik hakkında praksis – bilinçli eylem – olarak konuşmaya başlayabiliriz. Freire’nin de belirttiği gibi:

“İki boyutu, düşünme ve eylemi, öylesine radikal bir etkileşim içinde buluruz ki biri feda edilirse – kısmen bile olsa – diğeri hemen zarar görür.”

Pratik akıl yürütmeye yaklaşmanın belki de en iyi yolu başlangıç noktasına bakmaktır. Üretken olanın bir plan ya da tasarımla başladığı yerde, pratik olanın böyle somut bir başlangıç noktası olamaz. Başladığımız şey bir soru ya da durumdur. Daha sonra bu durum hakkında, neyin iyi olduğuna ya da insanın gelişmesini neyin sağladığına dair anlayışımız ışığında düşünmeye başlarız. Dolayısıyla Aristoteles için praksis, doğru ve dürüst davranmaya yönelik ahlaki bir eğilim tarafından yönlendirilir. Bu Yunanlıların phronesis dediği şeydir ve diğer insanları anlamayı gerektirir.

Kısacası, teori praksise bahis oynamak zorundadır. Eğer hayata benim diğer ahlaki ve fiziksel temel taşımı da eklemek isterseniz:

“İnsan büyük bir yangında korkuya kapılmışsa, doğruca yangın yerine koşup çalışmalı, içinde ne korku kalıyor ne bir şey! Çalışan insanın korkmaya, tiksinti duymaya, titizlenmeye zamanı yoktur.”
-Çernişevsky

(Visited 98 times, 1 visits today)

Last modified: Nisan 21, 2024

Kapat
error: İçerik Korunmaktadır / Content is protected !!