MYANMAR’DA BİR TREN YOLCULUĞU

Bir önceki yazıda  memleketleri keşfetmek için pazarların çok etkin olduğundan bahsetmeye çalışmıştım. Abilerim ablalarım, şimdi başka etkin bir konudan bahsedeceğim.

Tren yolculuğu…

Garlar, istasyonlar, vagonlar, birinci sınıf, ikinci sınıf, satıcılar, bilet kontrol memuru, makinist, uzayıp giden raylar…

Kendi çapımda fotoğraflarım ile destekleyerek ve edebiyatın yardımıyla  anlatmaya çalışacağım tüm olup biteni. Evvela tren denilince akan sular durur..

İnsanı, çoçuklaştırır tren yolculukları. Ucuz olması vesilesiyle halkın tercihidir. Ben bir çok şeyi anlatmakta güçlük çekiyorum. Edebiyat yardıma yetişiyor. Edebiyat bu yüzden hayatımı çok kolaylaştırıyor.

Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları kitabını çok seviyorum özellikle başlagıcında bir bölüm var beni benden alıyor.

Memleketimden İnsan Manzaraları ~baskaseyahat

Haydarpaşa garında

1941 baharında

        saat on beş.

Merdivenlerin üstünde güneş

                                            yorgunluk

                                                        ve telaş.

Bir adam

        merdivenlerde duruyor

                  bir şeyler düşünerek.

Zayıf.

Korkak.

Burnu sivri ve uzun yanaklarının üstü çopur.

Merdivenlerdeki adam

                  –Galip Usta-

                            tuhaf şeyler düşünmekle meşhurdur:

«Kaat helva yesem her gün» diye düşündü

                                             5 yaşında.

«Mektebe gitsem» diye düşündü

                          10 yaşında.

«Babamın bıçakçı dükkanından

Akşam ezanından önce çıksam» diye düşündü

                                                                  11 yaşında.

«Sarı iskarpinlerim olsa

kızlar bana baksa»

diye düşündü

                          15 yaşında.

«Babam neden kapattı dükkanını?

Ve fabrika benzemiyor babamın dükkanına»

                                              diye düşündü

                                              16 yaşında.

«Gündeliğim artar mı?» diye düşündü

                          20 yaşında.

«Babam ellisinde öldü,

ben de böyle tez mi öleceğim?»

                          diye düşündü

                          21 yaşındayken.

«İşsiz kalırsam«diye düşündü

                          22 yaşında. «İşsiz kalırsam» diye düşündü

                          23 yaşında. «işsiz kalırsam» diye düşündü

                          24 yaşında.

Ve zaman zaman işsiz kalarak

«İşsiz kalırsam» diye düşündü

                          50 yaşına kadar.

51 yaşında «İhtiyarladım.» dedi

                          «babamdan bir yıl fazla yaşadım.»

Şimdi 52 yaşındadır.

İşsizdir.

Şimdi merdivenlerde durup

                      kaptırmış kafasını

                      düşüncelerin en tuhafına:

«Kaç yaşında öleceğim?

Ölürken üzerimde yorgan olacak mı? »

                        diye düşünüyor

Burnu sivri ve uzun.

Yanaklarının üstü çopur.

Memleketimden insan manzaraları kitabından alıntı yapmışken; Bu kitabı Nazım Hikmet  66 bin satır yazıyor. Baskılar, yakılmalar, yasaklar… Günümüze sadece 17 bin satırı kalıyor.

Bu durumu daha ayrıntılı bir şekilde kitabın ön sözünde Nazım Hikmet anlatıyor. İlgilisinin bilgisine.

Akşam Treniyle  aktarma yaparak ‘Shipaw dan Mandalay’a geçiyorduk. Bir kadın ve çoçuğu indi. Sonra bir eşyasını unuttuğunu anladık. Tren devam etti.

Herkes şaşkın bir suratla birbirine bakıyor birbirlerinin suratlarında bir çözüm yolu görmeye çalışıyorlar. Ahlar vahlar arasında kaçan bir penaltı havası gibi bir atmosfer var bulduğumuz bölümde.

Sonra görevliye haber verildi.

Ben o esnada, en sevdiğim eylem olarak insanları gözlemliyorum… Bu benim gibi aylak insanların seveceği türden bir iş.

O esnada camdan dışarı baktım. İnen kadının eşi olduğunu düşündüğüm kişi, almaya gelmiş olmalı. Motorla treni takip ediyorlar. Kadın gözümün içine bakıyor. Eşyayı götüren görevliye yetişmek için vagonun diğer ucuna hızlıca gittim.

Hemen görevliye camdan bakmasını işaret ettim. Böylece o eşyayı trenin penceresinden attık…

Çok basit yanıbaşımızdan sıradan bir olay… Fakat bir anda bir hikayeye dahil olmanın büyüsü muazzam. Bu bilinmezlik benim çok hoşuma gidiyor.

Bu hikayenin dışında hayatına gerçek  manasıyla iz bıraktığımız insanlar da oldu… Hele trende bir kız çoçuğuna bileklik hediye ettiğim bir an vardı; Kızın mutluluğunu görmek, benim için unutulmazdı…

Fotoğraf mevzusuna da şöyle bir açıklık getirmiş olayım. Fotoğraf tutkusu bende şöyle bir arayışa neden oluyor; sürekli fotoğraf konusu bir şeyler arıyorum.

Bu da beni, anın içine çekiyor. Geçenlerde köyde yaşayan teyzemde kaldım. Gece yarısı bir anda kalktım. Kafamı kaldırdım etrafa baktım. Uyku sersemi, bunu böyle çekmek gerek diye aklımdan geçirip tekrar uykuya daldım. Bir refleks oldu artık. Son anlattığım konuya aldanıp olayı abarttığımı düşünmeyin. Mübalağa yaparak durumu izah etmeye çalışıyorum. Yine işin kolayına kaçıyorum Nazım Hikmet’in ”Severmişim” şiirinden bir bölüm ile devam edelim:

Prag-Berlin treninde pencerenin yanındayım

akşam oluyor

dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer

akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedim toprağı severmişim meğer

toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen

ben sürmedim

Platonik biricik sevdam da buymuş meğer

meğer ırmağı severmişim

ister böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde

Yolculuğun bir başka muhteşem detayı trenin durduğu istasyonlarda inip binen satıcı trafiği…

Sonra manzaralar var bitmek bilmeyen, omuz omuza vermiş sıra dağlar, hasat bekleyen tarlalar, uzaklarda Tik ağaçlarının altında belirip kaçan köyler,

pagodalar, sabah erken saatlerde nehirlerde yüzen buffalolar…

Olayı abartıp araya bir tane de resim sıkıştırayım ve böylece konuyu sonlandırayım.

Claude Monet (1840 – 1926), Train In The Snow, 1875

~~~
~~~
~~~

Fotoğraf Albümü

Myanamar’da insanlar Thanaka adlı ağaçtan elde ettikleri macunu güneşten korunmak için yüzlerine sürüyorlar. Fakat çoçuğun suratında kafasında anlamlandıramadığı bir düşüncenin bakış var.

~~~

Durduğumuz istasyonda oyun oynayan çocuklar

~~~

Myanmar’ın en popüler noktalarından sayılabilecek bir yer: Gohteik Viyadüğü. Burma’nın eski İngiliz sömürge yöneticilerinin yaz başkenti Pyin Oo Lwin’in iki kasabası ile Kuzey Shan Eyaleti’nin ana kenti Lashio arasında bulunuyor. Myanmar’daki en yüksek köprüdür ve tamamlandığında dünyanın en büyük demiryolu viyadüğü olacak.

~~~

Sevdiğim fotoğraflarımdan birisi; tüm gücüyle burnunu karıştırmaya dalmış çocuk

~~~

Durduğumuz istasyondaki çoçuk. Arkasında çilek satan çoçuklar var. Burada epey vakit geçirdik. Sonra makinayı çoçuğa verdim vizöre bakmayı gösterdim. Hayatına bir değişiklik hediye etmiş olmak için bir de fotoğraf çektirdim.

~~~

Sabahın ilk saatleri çoçuğuna sarılıp uykuya dalmış anne ve uyanık evladı

~~~

Sabahın ilk saatleri düşüncelere dalmış kız çoçuğu

~~~

Uykusunu alamamış, konfordan uzak seyahat eden kız çoçuğu

~~~

Bilmem kaçıncı rüyasına dalmış aşırı rahat dayı

~~~

Yolculuğun keyfini çıkaran dostlarım Hakan ve Zefure

~~~

”Barış her zaman seninle olsun”… Trenden aşağıya işeyen tüm çocuklar gibi güzel çoçuk

~~~

Duruşunda yaşanmışlık; deneyim barındıran kadın. Yine sabahın ilk saatleri

~~~

Elini yastık yapmış dayımız…

~~~

Yazıda bahsettiğim bileklik hediye ettiğim kız çoçuğu ve annnesi. Çoçuğun henüz hediyen haberi yok

~~~

Gelişine bir manzara

~~~

Alacağı ürünü seçen ablamız

~~~

Su satan kadın

~~~

TREN YOLCULUĞU
Ahmet Rauf Özkul
Ahmet Rauf Özkul
Evvela duygusal birisiyimdir. Ruh halim çöküş üzerine kuruludur. Dış cephesini sefillik oluşturur , pencereleri güneşin doğuşuna konumlanmıştır ,bahçesinde ıssız ağaçlar ve yalnız çiçekler görülür bu bahçeyi umut duvarı çevreler…

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Spotıfy

POPÜLER YAZILAR

NEOLİBERALİZME İNSAN HAKLARI PENCERESİNDEN BAKIŞ

Neoliberalzim ile insan hakları anlayışının siyasi ve medeni haklar bağlamında uyuştuğu görülürken, ekonomik ve sosyal hakların birey özgürlüğünü olumsuz etkileyecek bir devlet formu getireceğini savunan noeliberal görüş, bu haklar bağlamında insan hakları anlayışının dışına çıkar. Neoliberal özgürlük anlayışı ile insan haklarının özgürlük anlayışı birbirinden farklıdır. Neoliberal anlayışta kapitalist şirketlerin özgürlüğü bireylerin özgürlüğüne ve insan haklarının ekonomik ve sosyal kısımlarına yeğ tutulmaktadır.

LİLİTH: “9 KERE LEYLA”NIN HATIRLATTIĞI BİR KADIN

Lilith’in savunmasıyla başlayan film Leyla’nın ölümsüz Lilith’e dönüşmesi ve bize hikayesini anlatmasıyla son buluyor. Ne yaparsa yapsın şeytanlaştırılmaktan kurtulamayan Lilith bir de böyle deneyeyim, erkeklerin istediği gibi olayım diye domestik rolleri kabul etmiş, evinin kadını olmaya razı gelmiştir. Ancak böyle yaptığında da yine sonuç aynıdır. Oğlu bile onun düşmanı olarak karşısındadır. Neden? Oğul da bir erkektir de ondan.

“Yapmama”nın gücü adına

Bazen yapmamalı ve durmalıyız ki yeniden harekete geçmek için güç toplayalım, bazen yüklerimizi boşaltmalıyız ki yeni fikirler, hayaller için bahçemizde yer açılsın, bazen ölmeliyiz ki yeniden doğabilelim, bazen susmalıyız ki doğru zamanda doğru şeyler söylemek, kelâm etmek için alan açılsın...
X