VENEDİK TACİRİ VE SHYLOCK

Bu kitabı/filmi seçmemizin nedenini en baştan söyleyelim. Zira 1600 yılında basılan bir eseri (ki kitaptan uyarlanan film bile güncel olmayıp, 2004 yapımlıdır) neden inceleme gereği duyduk, bu merakı giderelim.

Yazımızda iki ana meseleyi tartışacağız. İlk meselemiz, eserdeki gizli antisemitizm unsurlarına bir bakmak ve ezilen kişide oluşan intikam duygusunu“Ezilenlerin Pedagojisi”çalışması üzerinden kısaca incelemek. Diğer mesele ise günümüzde ve çoğu kez çokça savunulan hukukun üstünlüğününne’liğine1600’ün kurgusal bir yargılaması üzerinden bakmak.

Tartışacağımız meseleleri“Venedik Taciri”isimli tiyatro metni üzerinden yürüteceğiz; ancak 2004 yapımı olan aynı isimli film de tartışma meselelerini barındıran iyi sahnelere sahip olduğundan, bu yazıyı okumadan önce sadece filmin izlenmesi de yeterlidir. Tartışmalar, kitabı okumuş ya da filmi izlemiş olduğunuz varsayılarak yürütülecektir.

*

Shakespeare’in Venedik Taciri oyununun meşhur Yahudisi’ni bilenimiz çoktur. Hele ki onun ünlü tiradını[i].

Tartışmamıza başlayalım.

Yazar antisemitist mi değil mi? 1600’ün Venedik’inde ve Avrupa kıtasında Yahudilere karşı tutum ne ola ki eserde Shylock’un birçok repliği arasında, ezilen bir Yahudi kavminden dem vurulmakta? Kilise öğretisi Yahudi düşmanlığını neden beslemekte, bundan nasıl bir çıkar ummakta? Eser genel anlamda antisemitist mi; eğer öyle ise ünlü Yahudi tiradını nereye koyacağız? Eserde çizilen Yahudi karakteri gerçekten merhametsiz ve duygusuz biri mi, yoksa gözünü intikam bürümüş olmasını merhametsizlik değil de başka bir olgu üzerinden mi değerlendirmek gerekir?

Diğer önemli mesele de hukukun üstünlüğü meselesi. Yahudi’nin tutumuna sıcak bakmayan ve kararına tam anlamıyla karşı duran Dükün, yargılamaya, daha doğrusu Yahudi’nin uygulatmak istediği karara müdahale edememesi… Ticaret hayatının gelişmiş olması ile hukukun üstünlüğü ilişkisi…

Shylock

Shylock karakterini çözümlemek büyük dikkat istiyor. Aksi halde yanıltıcı yargılara kapılabiliyoruz. Yazarın çok büyük bir söz ustası olduğunu da düşünürsek, kaygımızın haklılığı anlaşılabilir.

Yargılama sahnesi sırasında Shylock’un en kötü yönleri bize gösterilir. Yargılamayı izleyenlerin sürekli devam eden“merhamet”yakarışlarından hiç etkilenmeyen, mahkemenin ortasında tacirin etini kesmek için gözü kara bir halde bıçağını bileyen, kendisine borcunun üç katı tutarında ücret teklif edilmesine rağmen anlaşmaya yanaşmayıp tacirin etini tercih eden merhametsiz, duygusuz, zalim bir karakter. Ancak aslında böyle mi; ya da neden böyle?

Shylock’tan neredeyse herkes nefret ediyor. Günlük hayatta geçimini faizle para alıp vererek geçiren bu tefeci, Hristiyan inancına göre yasak olan bir iş yapıyor. Faizle iş yapmayan Hristiyan tacirler ise Yahudi’yi bu sebeple sevmezler. Shylock karakterini izleyiciye kötü göstermeye çalışan yazar, bunu ilk elden ve en etkili yolla yapar, karakteri kendi kendine konuşturarak (aklından geçenleri söyleterek) karakterin iç dünyasını açığa çıkartır ve izleyicinin Shylock’a karşı-onun paragözlülüğü konusunda- nefretini körükler. Shylock, repliğinde (kendi kendine):

Aptalca nefretimi daha da artırıyor/ o aptalca alçak gönüllülüğü ile faizsiz para aktarması/ Venedik’te bizim tefecilik işimizi sarsması.”

Haram dediği aldığım faize sövüp sayıyor/ kavmime lanet yağsın onu bağışlarsam.”

Bu dizelerde Shylock kendi iç sesiyle faiz güzellemesi yapar ve faize karşı çıkan“dürüst”Hristiyan tacirlere kinlenir. O dönemin izleyici kitlesinin de Hristiyan topluluğu olduğunu düşünürsek, Shylock’un iç sesini dinleyen izleyici kitlesinin kabaran öfkesini düşünebiliriz.

Shylock’u tanıtmaya devam eder yazar. Shylock çok az konuşan bir karakterdir. Onu daha çok, temas ettiği kişiler üzerinden tanırız. En çok da kızı ve uşağının onun hakkında düşündüklerinden. Uşağı Gobbo, efendisi Shylock hakkındaki bir konuşmasında:

Efendime gelince, fazlasıyla Yahudi. Bir de ona hediye mi vereceksin? Ona yağlı bir ilmik ver, daha iyi! Kapısında aç kaldım; bak, kaburgalarımdaki her kemiği tek tek sayabilirsin.”

Yahudi’nin kızı Jessica ile Yahudi’nin uşağı Gobbo arasındaki diyalogda da Yahudi hakkındaki olumsuz fikirler pekiştirilir. Evden ayrılmak isteyen uşak Gobbo’ya hitaben Jessica:

Evimiz bir cehennem, sen, neşeli şeytan/ bir ölçüde dağıtıyorsun bu sıkıcı havayı

Ve devamında kendi kendine:

Ah, babamın evladıyım diye utanmam, ne iğrenç bir günah

Görüldüğü üzere Yahudi’nin en yakınları dahi ondan nefret ediyordur. Zaten her ikisi de Yahudi’yi terk edecek; Gobbo başka bir efendiye uşaklık edecek, Jessica ise babasının evinde bulunan servetin neredeyse yarısını çalıp bir Hristiyan soylusuyla evlenmek için kaçacaktır.

Avrupa’da Yahudilere bakış

Orta Çağ Avrupa’sında farklı şehirlere dağılmış şekilde, dini bir azınlığın üyesi olarak varlığını sürdürmeye çalışan Yahudilerin yaşamına bakıldığında oldukça sıkıntılı bir durumun hâkim olduğu görülmektedir. Dini baskılar, toplumsal ve ekonomik sınırlamalar, şiddet ve katliamlar ile sürgünlerin sıklıkla gözlendiği bu dönemin izleri tarihi kayıtların yanında edebi eserlerde de kolaylıkla görülmektedir[ii].

Orta Çağ Avrupa’sında patlak veren birkaç veba salgını var. Bu salgınların nedenleri araştırılırken, Kilise tarafından bazı iddialar yayılarak Yahudiler sorumlu tutulmuştur[iii]. Yahudiler salgının suçlusu kabul edilmiş, su kuyularına zehir attıkları iddia edilmiştir.

Yöneticiler ve Papa da Yahudilerin kuyuları zehirlemesinin nedeni olarak, Yahudilerin Hristiyanları öldürerek Hristiyanlığı ortadan kaldırmak gibi bir amaç taşıdıkları konusunda halkı kışkırtmışlardır[iv].

1348 yılının Mayıs ayında Provence şehrinde Yahudiler halkın da destek vermesiyle kurban edilmeye başlanmıştır. Fransız şehirlerinde ise elli binden fazla Yahudi öldürülmüştür[v]. Veba salgını döneminde salgına sebep olarak gösterilen Yahudilerin binlercesi yakılmış, malları yağmalanmıştır. Çoğu da mallarını bırakarak göç etmek zorunda kalmıştır. Nefretin nedenlerinden biri de Hristiyanların peygamberi İsa’yı öldürmüş olmalarıdır.

İncelediğimiz kitabın 1600 yılında basıldığını düşünürsek, antisemitist eğilimlerin neredeyse tüm Avrupa’yı sardığını görebiliriz. O dönemde İngiltere’ye Yahudilerin göç edemediğini de hesaba katarsak (13. yy sonunda topluca adadan çıkartılmışlardır[vi]), İngiliz yazar oyun kurgusunun geçtiği yeri kendi ülkesinden değil, Avrupa’dan seçmiştir.

Shylock, Venedikli tacir Antonio’nun nefretini kendince tariflerken, aslında Avrupa’daki genel antisemitist nefretin altını da çiziyor. Venedikli tacirin Shylock’tan nefret etmesinin nedeni faizle para alıp vermesi olarak gösterilse de tacirin nefreti aslında tüm Yahudi soyuna. Shylock kendi kendine yaptığı Antonio hakkındaki konuşmasında:

O, kutsal soyumuzdan nefret ediyordiyerek, nefretin nedenlerinin antisemitist karakterine dokunmuştur.

Tiyatro metinlerinde her repliğin bir sebebi ve değeri vardır. Tabiri caizse hiçbir replik boşa sıkılan bir kurşun değildir. Bir sahnede Tubal adındaki başka bir Yahudi, Shylock’un yanına gelir ve oradaki soylulardan biri başka bir soyluya şu sözü söyler:

İşte aynı kavimden biri geliyor. Bunlara uygun bir üçüncüsü daha olması için, şeytanın Yahudi’ye dönüşmesi gerek.”

Görüleceği üzere, Venedikli soyluların tek derdi, Yahudi’nin tefeciliği değil, Yahudiliğin kendisidir. Tavırları da Avrupa’daki genel antisemitist eğilime uygundur.

Buraya kadarki bölümde hem satır aralarından hem de başka kaynaktan genel olarak Yahudilere, özel olarak da Shylock’a olan nefret söylemlerini ele aldık. Şimdi de Shylock’un öfkesinin nedenleri üzerinde durup yargılama sahnesindeki“merhamet”yakarışlarına neden kulak asmadığının nedenlerini düşünelim.

Shylock’un öfkesi

Shylock’un düşüncesine göre tefecilikten gelen kazancı helal kazançtır. Zira, Venedik yasalarına göre Yahudilerin mülk edinmesi yasaktır. Dönemin Avrupa’sında Yahudilerin derebeyi ya da köylü olması yasak olduğu gibi, loncalara üye olup tacirlik ya da esnaflık yapması da yasaklanmıştı.

Hristiyan öğretisinin (daha doğrusu Kilise politikasının) faizi Hristiyanlara yasaklayıp Yahudilere serbest bırakması gerçeği/ikiyüzlülüğü de var. Kurguda anlatılan Venedik’teki ticari hayatın canlılığını da düşünürsek, Yahudilerin tefeciliği aslında modern çağımızın bankalarının görevini görmektedir. Gemileri denizaşırı ülkelere gidip gelen tacirler, faizle dahi olsa bir yerden borç bulma ihtiyacı içindedirler. Yahudiler de mülkiyet edinmeleri zaten yasak olduğundan ve esnaflık ya da tacirlik yapamadığından, ellerindeki para ile tefecilik (finans işi ya da bankacılık) yapmaktadır.

Kilise öğretisi de doğalında Yahudilerin tefeciliğine göz yummaktadır. Yahudi’nin yaptığı tefecilik o dönem açısından bir ihtiyaca karşılık gelir. Başkalarına faizle borç para verip hem onların ticari hayatını sağlama almakta, hem de başka iş yapması zaten yasaklanmış olduğundan tefecilik yoluyla kendi de para kazanmaktadır. Yaptığı işten kendi deyişiyle haklı bir kazanç elde eden Shylock, bu işi yaparken tüm tacirlerin aşağılamalarına maruz kalmaktadır. Çoğu Hristiyan tacire faizle borç verip onları sıkıntıdan kurtarmasına rağmen diğer tacir ve soyluların aşağılanmalarından kurtulamamıştır.

Faizci ve paragöz olması kasıtlı olarak vurgulanan Yahudi’nin aslında başka işlerden yasaklı olduğu ve zorunlu olarak bu işi yaptığı neredeyse hiç gösterilmemiştir metinde. Venedikli tüccar Antonio’nun aslında bir tacir olup buna rağmen paraya pek değer vermemesi; dostluğa daha çok değer vermesi meselesi de gizli bir mesaj içeriyor gibi: Hristiyan bir tacirin asilce, paraya tamah etmeyen ve dostluk dolu davranışı karşısında tefeci bir Yahudi’nin paragözlülüğü.

Faiz Hristiyan öğretisinde yasak olmasına rağmen Yahudi’den faizle borç alan Hristiyan tacirlerin ikiyüzlülüğü, tefecilik yapan Yahudi’nin durumundan çok da aşağı kalır bir durum değildir. Hristiyan izleyici kitlesine tacirlerin durumu asillikleriyle güzellenirken, Yahudi’nin payına düşense paragözlülük ve kan emiciliktir.

Yahudi çok kere aşağılanmış, yaptığı işten dolayı suratına defalarca tükürülmüş biridir. Hristiyan tüccarlara çok öfkelidir.

Kızına da çok öfkelidir. Evden kaçarken neredeyse servetinin yarısını kaçırıp bir Hristiyan soylusuna vermiş ve din değiştirip onunla evlenmiştir. Bu olay da kendince ona atılan bir Hristiyan kazığıdır. Kızının aklı kasıtlı olarak, sırf Yahudi’ye zarar gelsin diye Hristiyan soylusu bir genç tarafından çelinmiştir. Kızı din değiştirmiş, babasının servetini bir Hristiyan soylusunun eteğine dökmüştür.

Shylock’un öfkesine“Ezilenlerin Pedagojisi”üzerinden bir bakış

Yahudi’ye varlıklı dahi olsa bulunduğu coğrafyanın ezileni (karakter olarak kötü yönleri çok olsa da toplumsal olarak horlanan bir kavmin üyesi olduğundan bir bakıma ezilendir) diyebiliriz. Her işi yapamamakta, mülk edinmesi yasaklanmakta, yapabildiği tek işi yaparken üzerine bir de aşağılanmakta, çoğu zaman sürgün edilmek ile vaftiz edilmek arasında seçim yapmaya zorlanmakta (hatta kitapta canının bağışlanması bile Hristiyan olmasına bağlı kılınmıştır), kıyafetinde ya da üzerlerinde belli bir işaretle gezerek mühürlenmektedirler.

Ezilenlerin Pedagojisi[vii] kitabı (çalışması) üzerinden Yahudi’nin öfkesine bakarsak, gerçekten merhametsiz olup olmadığını ve gözünü intikam bürümüş halinin altında neler yatıyor olduğunu farklı bir açıdan düşünme şansı buluruz.

Ezilenlerin Pedagojisi kitabıyla yazar, esas olarak her ne kadar“ezilenlerin pedagojik eğitimini”ve“ezilme olgusunu zihinlerinden nasıl atacaklarını”incelemişse de aynı kitapta ezilenin öfkesinin onları nelere sürüklediğine dair ipuçları da bulabiliyoruz. Bu yüzden toplumun horlanan kişisi Shylock’un öfkesine bir de bu eser üzerinden bakma gereği duyduk.

Onların (ezilenlerin) ideali insan olmaktır; fakat onlar için insan olmak, ezen olmaktır. Bu, onların insanlık modelidir. Bu olgu, ezilenlerin var olma tecrübelerinin belirli bir anında, ezenlere “meyletme” tavrını benimsemelerinden doğar. Bu koşullar altında, ezeni yeterince nesnelleştirerek “değerlendiremezler”; onu kendilerinin “dışında” keşfedemezler[viii].”

Shylock, Venedikli tacire çok öfkelidir ve öfkesini kendisi dahi, kişisel olarak görür zaman zaman. Yukarıdaki pasajda da denildiği üzere kendi öfkesini çoğu kez“nesnelleştiremez”ve öfkesini ister istemez eline düşen tek bir kişiye yöneltir. Burada nesnelleştirmek demek, aşağılanmasının nedeninin sadece kendi karakterinden kaynaklanmadığını ve intikam almakla bu sorunu çözemeyeceğini algılamasıdır. Çünkü intikam alsa dahi diğer tacirlerin aşağılamaları günlük hayatta devam edecek, peşini bırakmayacaktır. Ayrıca horlanan bir kavmin aşağılanması da bu intikam gerçekleşince son bulmayacaktır. Senedini uygulatması çözüm değildir ve bunu nesnel olarak kavrayamaz Yahudi.

Aslında onu aşağılayan tek bir tacir değil, tüm toplumdur. Ayrıca toplumun aşağıladığı tek Yahudi de sadece kendisi değildir. Bunun farkında olsaydı Venedikli tacirin canına kastetmekle esas sorunun çözülemeyeceğini anlayacaktı. Elbette kavminin sürekli ve tümden aşağılandığının farkında, ancak bu horlanmalar sonucu öfkesi öznel bir öfkeye dönüşür (tüm topluma değil de Venedikli tacire karşı); bu öfke sonucunda da aslında çözümü mümkün olan maddi bir problemi (senet borcunun ödenmesi) kolay yoldan çözmeyi kabul etmez ve bir ezene/horlayana dönüşür.

Ezenlerin şiddeti ezilenlerin tam insan olmalarını önlerken, ezilenlerin bu şiddete tepkisi insan olma hakkını gerçeğe dönüştürme arzusuna dayanır[ix].”

Shylock’un şiddeti (intikam arzusu), Hristiyanların şiddetine bir tepkidir. Ezme ezilme ilişkisi içinde ezen gibi davranarak (tıpkı onlar gibi intikamcı davranarak) kendini gerçekleştirmek istemiştir. Bu gerçekleştirmenin içinde onurlu bir davranışı sonuna kadar sürdürme anlayışı saklıdır. Shylock kendince senedinin icrasında ısrarcı olarak onurlu davranmıştır. Zira gerçekten de paragöz olan bu tefeci, 3000 duka altın alacağı yerine kendisine 9000 duka altın teklif edilmesine rağmen, dikkat edelim, parayı bu kadar seven bir tefeci üç katı borç ödemesi teklifine rağmen parayı geri çevirmiş, kendince onurlu davranarak aşağılanan Yahudiliğin mahkeme önündeki savunucusu olmuştur.

Onun tıpkı bir ezen gibi intikamcı davranması, esas olarak“nefret ve ezme ilişkisini yaratan”Hristiyan soyluları nedeniyledir.

Son olarak, yargılama sahnesinde Yahudi’nin“merhamet”yakarışlarına kapalı olması ve bu yakarışları hiç duymamasını da şu açıdan okuyabiliriz:

Bir kez baskı(ezme eylemi) oluştu mu onu sürdürmek için diyalog karşıtlığı vazgeçilmez hale gelir[x].”

Ezilenle arasında diyalog karşıtlığını besleyen bizzat ezenlerdir. Yahudi’yle de yargılama sahnesi öncesi her türlü diyalogdan kaçınanlar aslında ezen Hristiyan soylularıdır. Yargılamaya kadar diyalog karşıtlığını körüklediklerinden, yargılama sahnesinde de doğalında Shylock tüm diyaloglara kapalıdır. Bu sebeple hiçbir diyalog onu kararından vazgeçiremez. Kaldı ki Shylock diyaloga girmez. Yargılama sırasında sadece sorulara cevap verir; ancak hiçbir pazarlığa oturmaz. Çünkü pazarlık da diyalog kurmayı gerektirir.

Diyalogdan kaçınması da aslında bugüne kadar görmezden gelinen birinin kasıtlı olarak diğerlerini görmemesidir. Çünkü bugüne kadar diyalog kurmaktan asıl kaçınanlar, Shylock’un karşısındaki soylulardır.

Tüm bunlara rağmen Shylock’un intikamcı davranarak doğru yaptığını savunmuyoruz. Sadece intikamcı davranışının altında yatan sağlıksız aklı ve sağlıksız yaklaşımının toplum tarafından bu hale getirildiğini söylemeye çalışıyoruz.Kaldı ki Ezilenlerin Pedagojisi’nde de yazar, ezilenin ezen olmayı arzulamaktan vazgeçtiği ve diyalogdan kaçınmayı bıraktığı anda gelişiminin mümkün olacağı ve ezilme psikolojisinin alt edileceğini savunur.

Günümüzün Shylock’ları da bir bakıma, yok sayılan ve diyalog kurulmaktan dahi kaçınılan tüm ezilenlerdir. Yeri geldiğinde bir mezhep, yeri geldiğinde bir kültür, yeri geldiğinde yok sayılan bir halktır. Shylock’un öfkesini sahiplenmek gerek; ancak sağlıksız ve intikamcı aklını değil.

Venedik Taciri ve Hukukun üstünlüğü

Kitabın bence en dikkate değer sahnesidir yargılama sahnesi.Yahudi bu sahnede iyice canavarlaştırılır. Yargılamaya katılan halktan insanlar bir yandan merhamet çığlığı atarlar Yahudi’ye, bir yandan da onu aşağılamaya devam ederler:

Tanrı belanı versin, haddini bilmez köpek/ kabahat senin gibilerin yaşamasına göz yuman adalette!

Shylock bu hakaretler eşliğinde bıçağını bilemeye devam eder, kimseye zerrece aldırış etmez.

Yargılamanın başında, yargılamayı yürüten Dük, Shylock’a, merhamet göstermesini ve davasını geri çekmesini söyler. Shylock kabul etmez. Dük, çokça dil döker ve neredeyse kendisi de merhamet diler. Ancak Shylock kulak asmaz.

Tartışmaya değer gördüğümüz mesele şudur: Yargılamayı yürüten Dük, Venedikli tacirin kurtulmasını gönülden isterken ve tüm halk bu kişinin kurtulması için merhamet dilerken Yahudi’nin talebini yani senedinin uygulanmasını engellemez. Yasaları çiğnemek aklından bile geçmez. İzleyiciler ve doğalında biz okurlar da yasaların kimse için esnetilmeden tam bir hukukun üstünlüğü anlayışıyla harfi harfine uygulandığını görür, bazılarımız bu durumdan büyüleniriz.

Dükün, yasaları neden esnetmeksizin uyguladığını yazarımız çok açık bir şekilde söylüyor. Hatta o kadar net ki bu konuda, günümüzün hukukçularının bile hukukun üstünlüğüne bu kadar idealistçe yaklaşmasının elle tutulur bir yanının olmadığını akıllara getiriyor. Dükün neden yargılamaya müdahale edemeyeceği şu dizelerde açıklanır:

Dük karşı gelemez yasanın işleyişine,

Bu kentin ticareti ve kazancı

Bütün uluslara açık olduğuna göre,

Venedik’te birlikte yaşadığımız yabancılara verilen haklar

İnkâr edilecek olursa

Bu, gölge düşürür devletin adalet anlayışına

Sözler bu kadar açık işte. Yazarın, hukukun üstünlüğüne dair yaklaşımı kesinlikle çok ilerici. Dük, yasaları hukuka olan inancından dolayı korumuyor; ticari hayatın güvenliği zarar görmesin diye yasalara uymak zorunda kalıyor.

Metni okuyan kişilerin çoğu kez yargılama sahnesinden büyülendiğini duyuyoruz. Yargılanan kişi bir düşman olsa bile (ki Yahudi düşmandır o sahnede), yasalara bağlılık esastır ve harfiyen uyulmaktadır. İşte tam da bu noktada yargılama sahnesinden çok önce geçen bir sahnedeki dizeleri (yukarıdaki pasajı) hatırlamak gerekir.

Kitap kurgusunda Venedik’in ticaret hayatının çok canlı olduğunu söyledik. O kadar canlı bir ticari ortam var ki doğalında finansçılara (tefecilere) ihtiyaç duyuluyor. Bu sebeple hiç sevilmeyen tefeci Yahudilerin bile sözleşme hakları (sözleşme serbestisi, yapılan sözleşmenin icrası, uyuşmazlıklarda Venedik yasalarından yararlanma hakkı) var ve bu haklara saygı duyulmak zorunda.

Yahudi’nin ünlü tiradını da bu açıdan değerlendiriyorum. Tirattaki her dize aslında insan hakkı (eşitlik, adalet, yaşam hakkı) çağrısı bir bakıma. Yazar, hemen hemen her okurun ve izleyicinin duygulandığı ve insani değerleri hatırladığı bu tiratla antisemitistlikten tam olarak yırtamıyor. Çünkü Yahudi’yi metnin genelinde karalıyor ve sadece bu tiratla kendisini aklaması çok da mümkün değil.

Venedik yasalarına göre herkesin ticari hayata katılma özgürlüğü olduğundan, doğal olarak herkesin belli temel haklara da sahip olması gerekir. Yoksa bazı hakları güvence altında olmayan insanlar ticari hayata dahil olamaz. Yahudi de bu ticari hayatta finansçılık işi yaptığından dolayı diğer tacirler için gereklidir. Bu nedenle Hristiyan öğretisi Yahudileri dışlamayı salık verse de ticari hayat tersi yönde işler ve Yahudi’yi de bu hayata dahil etmeye çalışır. Bu sebeple de tefecilik yapmalarına izin verilir. Zira bu işi bir Hristiyan’ın yapması yasaktır.

Ticari hayata katılması zorunlu olan Yahudi’nin de belli hakları olması gerekir. Yahudi’nin ünlü tiradındaki yakarışlar, Shylock’un“beni de insan yerine koyun”yakarışıdır. Shylock, Venedik yasalarının ikiyüzlülüğünü de deşifre eder böylece. Hem yapmasına göz yumulan tefeciliği yapmasına izin verilir, hem de buna rağmen Hristiyan tacirlerince aşağılanmaktan kurtulamaz. Kendisinden borç para alanlar da yine bu ikiyüzlü (güya faize karşı olan) tacirlerdir.

Yargılama sahnesi boyunca Yahudi’nin merhametsizliği ve acımasızlığı vurgulanır ancak yargılamanın sonucu üzerinde çoğu zaman durulmaz. Yargılama sonunda merhamet göstermeyen Yahudi kaybetmiştir, merhametli Hristiyan tacir kazanmıştır. Ayrıca bu tacir o kadar merhametlidir ki Yahudi’nin canını da bağışlamıştır; Hristiyan olması koşuluyla.

Ezilenlerin Pedagojisi üzerinden Yahudi’nin öfkesini inceledik. Acaba, Yahudi’nin yapmaya çalıştığı şey, bu ikiyüzlü Venedik hukukunu deşifre etmek olabilir miydi? Çünkü Venedik yönetiminin Yahudilere tefecilik yapma hakkı vermesine rağmen onların insani haklarını (en başta aşağılanmama hakkı) korumaktan aciz olduğunu görmüştük. Yahudi, elinde haklı olduğu bir senet varken senedin icrasını sonuna kadar zorlar. Eğer senet icra edilirse bir Hristiyan tacir, eti kesildiği için ölecek ve Yahudi’nin öfkesi yatışacaktır. Ancak mahkeme bu senedin icrasını Yahudi haklı olmasına rağmen uygulamaz ise yasaların ikiyüzlülüğü bu sayede deşifre edilmiş olacaktır. Yahudi her iki ihtimalde de kazançlı çıkacaktır.

Oyunun sonunda Yahudi kaybeder. Mülkünün yarısı devlete geçer. Diğer yarısı da Venedikli tacire verilmek zorundadır. Ancak Venedikli tacir merhamet göstermiş, kendine düşen payı kabul etmeyip Yahudi’nin kızı ve damadına miras bırakılmak üzere emaneten almayı kabul etmiştir. Karşılığında Yahudi’nin Hristiyan olmasını şart koşmuştur.

Dük, yargılama boyunca merhamet çığlıklarına kulak asmayan Yahudi’nin idamını reddedip canını bağışlamış, Hristiyan yüce gönüllülüğü ve merhameti gösterip Yahudi’ye kendince ders vermiştir. Venedikli tacir de Yahudi’nin bir Hristiyan olması koşulunu tekrarlayıp mülkünün yarısını geri çevirmiştir. Sonuçta merhametsiz bir Yahudi hem mülkünden hem de dininden olmuştur.

Metne ilk baktığımızda intikam almak isteyen öfkeli bir Yahudi’nin alt edilmesini görüyoruz. Ancak aslında Venedikli tacir de yargılama sonunda intikam almıyor mu? Yahudi’yi Hristiyan yapmak bir intikam değil midir? Hristiyan toplumlarda kendi isteğiyle vaftiz olarak Hristiyanlığı seçen Yahudilere bir engel yoktur ve Kilise tarafından bu duruma da sıcak bakılır. Ancak burada zorla bir Yahudi’yi (hem de aşağılanmalardan kurtulmak için daha önce özgür iradesiyle Hristiyanlığı seçme şansı olmasına rağmen seçmeyip kendi dinine sadık kalan bir Yahudi’yi) zorla Hristiyan yapmak, yargılama sonunda Hristiyan soyluların bir intikam alması değil de nedir.

Son olarak“bir damla kan”meselesine de bir alegoriyle bakılabilir kanımca. Yasalar herkese eşit uygulanır görünürde; ancak bir yabancı bir Hristiyan soyluya karşı Venedik yasalarının uygulamasını isterse, Hristiyan soylusunun bir damla kanına bile zarar vermemelidir. Yahudi bunu göz ardı ettiği için kaybetmiştir bir bakıma.


[i]Venedik Taciri, T. İş Bankası Yy. 13. Basım, sf.53’te yer alan ünlü tiradı, tarihsel öneme sahip olması nedeniyle, okunması için buraya aynen aktarıyorum:

Beni aşağıladı, beni yarım milyondan etti, kaybettiklerime güldü, kazancımla alay etti, halkımı hor gördü, işlerimi engelledi, dostlarımı benden uzaklaştırdı, düşmanlarımı kışkırttı. Peki, bütün bunlara sebep neydi? Ben Yahudi’yim de ondan. Yahudi’nin gözleri yok mu? Yahudi’nin elleri, organları, bedeni, duyguları, sevgileri, tutkuları yok mu? Aynı yiyeceklerle beslenmiyor mu? Silahla yaralanınca aynı acıyı duymuyor mu? Aynı hastalıklara yakalanmıyor mu? Aynı ilaçlarla iyileşmiyor mu? Kışın soğuğunu, yazın sıcağını bir Hristiyan gibi duymaz mıyız? Etimizi kesseniz bizim de kanımız akmaz mı? Gıdıklarsanız, gülmez miyiz? Bizi zehirleseniz ölmez miyiz? Bize haksızlık yaparsanız öcümüzü almayacak mıyız? Her şeyde benzediğimize göre bunda da benzeyeceğiz elbette. Bir Yahudi, bir Hristiyan’a haksızlık ederse, karşısında göreceği hoşgörü ne? İntikam. Bir Hristiyan bir Yahudi’ye haksızlık ederse, Hristiyan töresine göre karşılığı ne olmalı? Elbette intikam! Bunu sizlerden öğrendim, sizlere uygulayacağım. Zarar verici bir şey, ama öğrettiklerinizden daha iyisini yapacağım.

[ii]Orta Çağ ve Yeni Çağ’dan Bazı Örnekler Bağlamında Avrupa’daki Yahudi Algısının Edebiyata Etkisi makalesi, Seda Özmen, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, C:5 S:8, 2016, sf.3056

[iii]Avrupa’da Veba Salgını ve Salgında Din Faktörü makalesi, Emrah İstek, makalenin yay. tarihi: 03.05.2017

[iv] AGE s.191

[v] AGE s.192

[vi]Orta Çağ ve Yeni Çağ’dan Bazı Örnekler Bağlamında Avrupa’daki Yahudi Algısının Edebiyata Etkisi makalesi, Seda Özmen, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, C:5 S:8, 2016, sf.3055

[vii]Ezilenlerin Pedagojisi, Paulo Freire, Ayrıntı yy. 10. Basım

[viii] AGE s.28

[ix] AGE s. 39

[x] AGE S. 131

Veysi Çetin
Veysi Çetin
Dokuz Eylül Hukuk mezunudur. Marksizm ve Hukuk Okulu üyesi ve yürütücüsüdür. Önsöz Dergi'de, Gazete Duvar'da ve Başka Mecra'da film/kitap eleştirileri yazmaktadır.

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Spotıfy

POPÜLER YAZILAR

NEOLİBERALİZME İNSAN HAKLARI PENCERESİNDEN BAKIŞ

Neoliberalzim ile insan hakları anlayışının siyasi ve medeni haklar bağlamında uyuştuğu görülürken, ekonomik ve sosyal hakların birey özgürlüğünü olumsuz etkileyecek bir devlet formu getireceğini savunan noeliberal görüş, bu haklar bağlamında insan hakları anlayışının dışına çıkar. Neoliberal özgürlük anlayışı ile insan haklarının özgürlük anlayışı birbirinden farklıdır. Neoliberal anlayışta kapitalist şirketlerin özgürlüğü bireylerin özgürlüğüne ve insan haklarının ekonomik ve sosyal kısımlarına yeğ tutulmaktadır.

LİLİTH: “9 KERE LEYLA”NIN HATIRLATTIĞI BİR KADIN

Lilith’in savunmasıyla başlayan film Leyla’nın ölümsüz Lilith’e dönüşmesi ve bize hikayesini anlatmasıyla son buluyor. Ne yaparsa yapsın şeytanlaştırılmaktan kurtulamayan Lilith bir de böyle deneyeyim, erkeklerin istediği gibi olayım diye domestik rolleri kabul etmiş, evinin kadını olmaya razı gelmiştir. Ancak böyle yaptığında da yine sonuç aynıdır. Oğlu bile onun düşmanı olarak karşısındadır. Neden? Oğul da bir erkektir de ondan.

“Yapmama”nın gücü adına

Bazen yapmamalı ve durmalıyız ki yeniden harekete geçmek için güç toplayalım, bazen yüklerimizi boşaltmalıyız ki yeni fikirler, hayaller için bahçemizde yer açılsın, bazen ölmeliyiz ki yeniden doğabilelim, bazen susmalıyız ki doğru zamanda doğru şeyler söylemek, kelâm etmek için alan açılsın...
X