Yazan: 12:30 am
Kategori: Serbest Kürsü, Toplum & Hukuk

Tahmini okuma süresi: 4 dakika

Lilith’ten Mahsa’ya: Şiddete Karşı Yaşamı Savunan Kadınlar

Lilith’ten Mahsa’ya: Şiddete Karşı Yaşamı Savunan Kadınlar

Ataerkilliğin tarihselliğinden bahsederken; bizlere henüz ilkokul sıralarına dahi geçmemişken anlatılmaya başlanan mitler veya masallar bu tarihselliğin izlerini ileri taşıma konusunda büyük rol oynamışlardır. Henüz dünyayı yeni algılamaya başlarken sorgulamaktan çekinmediğimiz “yaratılışımız” hususunda ise ataerkil anlatı hazırlıklı olacaktır ki; cevabı her zaman meşhur “Adem ve Havva“nın yaratılış hikayesinde buluruz. Nitekim bu hikayenin ardındaki kapıyı birazcık araladığımızda karşımıza Adem ve Havva’dan daha az meşhur olan “Lilith” çıkmaktadır. Kimilerine göre yaratılan ilk kadın, kimilerine göre dişil kötücül ruh, kimilerine göre ise tarihteki ilk feministtir Lilith.

Lilith’ten Mahsa’ya: Şiddete Karşı Yaşamı Savunan Kadınlar

Başta Sümer olmak üzere Musevi, Pers, Babil, Türk mitolojilerinde ve Gılgamış Destanı’nda karşımıza çıkan Lilith; birçok kültürü ve sanatın farklı dallarını da etkilemeyi başarmış, zaman içerisinde özellikle edebiyatta yerini kazanmıştır. İsminin Sümer kültüründe kasırga, rüzgar gibi anlamlara gelen “lîl” kelimesinden türediği düşünülürken; baykuş, yılan gibi sembolik motiflerde de onun izine rastlarız.

Ne var ki en bilinen haliyle Musevi mitolojisinde Lilith’ten tıpkı Adem gibi Tanrı tarafından toprak ve kil kullanılarak yaratılmış bir insan olarak bahsedilir.

Tanrı, ‘Kendi suretimizde, kendimize benzer insan yaratalım’ dedi, … Tanrı insanı kendi suretinde yarattı, onu Tanrı’nın suretinde yarattı. Onları erkek ve dişi olarak yarattı. Onları kutsayarak, ‘Verimli olun, çoğalın’ dedi. **

Tekvin, 1:26-27

Adem’in ilk eşi olan Lilith, ikisinin de eşit koşullarda yaratıldığını biliyordu ve bu nedenle Adem’e itaat etmeyi reddediyordu. Cinsel birliktelikleri esnasında Adem sırtını daime gökyüzüne verirken, Lilith ise doğurganlığı ve verimi temsil ettiği gerekçesiyle toprağa sırtını yaslıyordu. Lilith, Adem’e açıkça üstte olmak istediğini belirtse de Adem bunu hiçbir zaman kabul etmiyordu ve sık sık kavga etmeye başlıyorlardı. Adem sürekli Lilith’in bir kadın olduğu için aşağıda kalması gerektiğini ve kendisinin onun üstünde olduğunu belirtiyordu. Bunun üzerine Lilith, Tanrı’nın ağza alınmaması gereken bir sıfatını tekrarlayarak yaşamını sürdürdüğü cenneti terk etmişti. Adem, Tanrı’dan onu geri getirmesini talep ediyordu, bu yüzden de Tanrı’nın yolladığı üç melek Lilith’in peşine düşmüştü. Lilith’i Kızıldeniz açıklarında bulan melekler ona dönmediği takdirde her gün 100 çocuğunun öleceğini söyleseler de, o dönmeye ikna olmuyordu ve kendi çocuklarının ölümüne göz yummak zorunda bırakılmıştı. Lilith çocuklarını elinden alan Tanrı’ya başkaldırarak yeni doğum yapmış kadınlara ve çocuklarına  musallat olmaya başlamıştı. Lilith intikam almak adına musallat olduğu annenin üstüne çullanır ve bebeğini elinden almaya çalışırdı. İnanışa göre bugün de sıklıkla adını duyduğumuz lohusalık sendromu süresince -doğumdan sonraki 40 gün/ 6 hafta- gerçekleşen psikoz ataklarına, depresyona ve psikolojik/fizyolojik tüm değişimlere de yine Lilith’in neden olmaktadır.

Hikayenin devamında ise Adem için “doğru” eşin, onun kaburga kemiğinden yaratılan Havva olduğunu biliyoruz. Nitekim pek çok anlatıda olduğu gibi Hristiyan mitlerinde de Adem ve Havva’nın cennetten kovulmasına neden olan o meşhur kızıl elmayı ikram eden yılanın, Lilith olduğu inancı vardır.

Rab Tanrı Adem’e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, Rab Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapladı. Adem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem’e getirdi. **

Coğrafya fark etmeksizin pek çok kültürde cinsiyet eşitliği talep ettiği için bir kadının şeytanlaştırıldığı tek hikaye olmasa da Lilith’in hikayesi, en eski anlatılardan biri olarak bugün feminist literatürde tuttuğu yer yadsınamayacaktır. Gelgelelim insanının yaratılışı hakkındaki bu mitler cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretim süreçlerinde içinde bulunduğumuz yüzyıl itibariyle güncelliğini korumaya devam ediyor. Örneğin kadın ve erkeğin “fıtrat” gereği bir olamayacağını, kadının en kutsal görevinin “annelik” olduğunu savunan iktidar; her 25 Kasım’da olduğu gibi bu sene de kadın mücadelesini hedef tahtasına oturtarak kadına yönelik şiddeti önlemek adına ne kadar samimi olduğunu gösteriyor. Mesela yine aynı iktidar “kutsal aile”ye zarar gelmemesi adına İstanbul Sözleşmesi’ni bir geceden feshedebilirken; Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde memleketin dört bir yanında direnişlerini sergileyen kadınları işkenceyle göz altına alabiliyor.

Sırtını ev içi emek/şiddet döngüsüne yaslamış olan iktidar son 15 yılda 374 kamu kreşini kapatırken, bütçesi her sene artırılan Diyanet de pek rahatlıkla şiddet mağduru kadınlara 6284’ü uygulatmak yerine şiddeti kabullenmelerini ve meseleyi aile içinde çözmelerini önerme cüretini gösteriyor.*** Öte yandan akademide cinsel tacizi önleme birimlerinin kapatılmasına karşı çıkan kadınlar erkek hukukun karşısında “terörist” ilan edilirken tacizci akademisyenler koltuklarını koruyabiliyor. Kadına yönelik şiddet vakaları sıralamasında OECD ülkeleri arasında ilk sırada yer alan Türkiye’den bu yönüyle havuz medyası bahsetmiyor olsa da, kadınlar sesini sokaklarda yükseltiyor.

Jin, Jiyan, Azadî

Geçtiğimiz Eylül ayında İran’daki molla rejiminin gerici kıyafet dayatmalarından biri olan başörtü kurallarına uymadığı gerekçesiyle gözaltına alınan Mahsa Amini, ahlak polisleri tarafından işkenceye maruz bırakılması sonucunda hayatını kaybetmişti. Mahsa’nın katledilmesi üzerine İran’da başlayan kitlesel eylemler kısa sürede gerici molla rejimine karşı, laiklik ve eşitlik mücadelesine dönüşerek tüm dünyada unutulmayacak bir direnişin bayrağı haline geldi.

Lilith’ten Mahsa’ya: Şiddete Karşı Yaşamı Savunan Kadınlar

Kadınları baskı altına alma gayesinde olan rejimlerin en güçlü enstrümanı haline gelmiş din-siyaset ilişkisinin birbirleri arasındaki geçirgenliği; toplumda yaratılan dilin, hikaye anlatıcılığının veya kültürün ana unsuru haline gelmektedir. Buna karşın sorgulanması mümkün olmayan ve kutsallık atfedilen inanç sistemleri, kadınların üzerinde tahakküm kurmak adına geliştirilmiş en güçlü sömürü mekanizmalarından biriyken; başta bu cinsiyetçi tutum siyaset diline ve daha sonra da hukuk alanındaki düzenlemelere yansıyor.

Lilith’ten Mahsa’ya: Şiddete Karşı Yaşamı Savunan Kadınlar

Dini; siyasal olarak araçlaştırmaya eğilimli erkek-egemen toplum, şerî kurallarca kadının toplumsal ilişkilerini, bedenini, cinselliğini dilediği şekilde düzenleme konusunda kendini üstün görebiliyor olsa da, devletlerin tüm baskı aygıtlarına rağmen kadın mücadelesi bölünmesi mümkün olmayan örgütlü bir direniş pratiği sergiliyor.

Feminist bilmin en geniş araştırma alanlarından biri olan ataerkilliğin tarihselliği, kadınların var oluşumuzdan bu yana ataerkilliğin kurduğu hegemonya altında ezilmediğini ve bu erkek-egemen düzenin homo sapien tarihinin yalnızca son 5 bin yılına tekabül ettiğini yapılan antropoloji çalışmaları sayesinde gösteriyor. Nitekim din, kültür, görenek gibi kavramların bilimin karşısında toplum nezdinde sorgulanamaz oluşundan kaynaklı kurduğu ezici üstünlük, erkek-egemen hikaye anlatıcılığının en güvendiği sığınaklardan bir tanesi.

İşte feminist bilim bu anlamıyla üstüne düşen görevi yerine getiriyor olsa da, toplumsal alanda hükmünü yitirmesi gereken eril anlatıcılığın ve dilin literatür bakımından üstünlüğünü kabul etmek gerekiyor. Adem’in onunla eşit koşullarda yaratılan Lilith’in itaatsizliği karşısında ne kadar mağdur olduğu ve onun kaburga kemiğinden yaratılan Havva ile cennetten kovulmak pahasına birlikte oluşu değil de; eşitlik talebinden vazgeçmediği ölçüde çocukları öldürülecek olan Lilith’in hikayesidir bizimki belki de. Çünkü aslında anlatılan, ataerkil dilin her sıkıştığında sığındığı liman olan eril mitlerin, masalların anlatısı değil; Mirabeller’in, Mahsa’nın, Lilith’in direniş hikayesidir.

Yaşasın şiddete karşı yaşamı savunan kadın direnişi! Yaşasın #25Kasım

(Visited 28 times, 1 visits today)

Last modified: Aralık 6, 2022

Kapat