Yazan: 3:37 pm
Kategori: Sanat, Sinema

Tahmini okuma süresi: 3 dakika

Büyük İstanbul Depresyonu

Büyük İstanbul Depresyonu, bize iyimser olmayan umudu* göstererek sağlam bir sistem eleştirisi sunmaktadır.

Unutmayalım, bizler iyimser değiliz.

Büyük İstanbul Depresyonu

BÜYÜK İSTANBUL DEPRESYONU

YILI2020
SÜRESİ20 Dakika
YÖNETMENZeynep Dilan Süren
SENARYOZeynep Dilan Süren
GÖRÜNTÜ YÖNETMENİDeniz Eyüboğlu
SANAT YÖNETMENİMecra Yazıcı
MÜZİKOkan Kaya
KURGUDoruk Kaya, Yankı Akoğlu, Selda Taşkın
OYUNCULARNazlı Bulum, Kübra Balcan, Şebnem Hassanisoughi
TÜRÜKısa, Drama

BÜYÜK İSTANBUL DEPRESYONU VE İYİMSER OLMAYAN UMUT[1]

“Bir şey” ortaya çıkacaksa,

ancak asılsız bir “her şey”in yıkıntılarından ortaya çıkacaktır.”

Terry Eagleton

Bir şeyin adı, bize daima bir yeri işaret eder. Zeynep Dilan Süren’in filmi Büyük İstanbul Depresyonu hepimize ilk olarak, yaşanan 99’ İstanbul Depremi ile yaşanması beklenen büyük İstanbul depremini anıştırmaktadır. Didem ve ablası olduğunu düşündüğümüz Ayşe, üniversite mezunu, işsiz, İstanbul’da yaşayan iki genç kadındır. İş bulmaları, kendi ayakları üstünde durmaları ve çalışmaları gerekmektedir. Etrafı gökdelenler ile çevrili neredeyse bir gecekondu mahallesinde oturmaktadırlar. Didem depresyondadır.

Hayallerimiz yok oldu. Artık sadece ihtiyaçlarımız var. Temel ihtiyaçlarımızı karşılamak lüks oldu. Mezun olduğunuz bölüm ile ilgili işe girebilmek bir mucize. Herkes üniversite mezunu, herkes işsiz. Hayat pahalılığı boyumuzu aştı. Yaşamın büyük anlamı yok oldu ya da yaşamak bu değil.

Ekonomik olarak her şeyin kötüye gittiği, gençlerin işsiz kaldığı, intihar oranlarının gün geçtikçe arttığı bir dünyada, Didem’in yaşadığı depresyonu derinden hissediyoruz. Senaryonun temel çatışması bu anlamda oldukça güçlü ve aktüel. Ayrıca karakterleştirmenin başarısı da izleyiciyi yakalıyor. Didem’in yaşadığı depresyon, yaşamın kendinden menkul bir anlamı olmadığını; ancak onurlu, adil, eşit bir yaşamın anlamlı olduğunu izleyiciye yeniden hatırlatıyor. 

Filme ismini veren; Didem’in Ayşe’ye son zamanlarda düşündüğü bir fantezisini anlattığı, filmin en vurucu sahnesi. Büyük İstanbul Depremi artık bir fanteziye dönüşmüştür. Bir iş bulamaz ise ailesinin yanına, Kastamonu’ya dönmesi gereken Didem ve aslında milyonlarca insan için durum böyledir:

“Beklenen büyük İstanbul depremi gerçekleşmiş. Herkes ölmüş… Biz bir şekilde ölmemişiz. Bütün İstanbul pert olmuş, ekonomi çökmüş, herkes işsiz kalmış, bütün insanlar ülkede açlık çekiyor…”

Hayatta kalabilmek ve asgari düzeyde bir yaşamın önünü, beklenen büyük İstanbul depremi açmaktadır. Her şeyin yıkıldığı bu alt üst oluşta artık herkes eşittir. Büyük İstanbul Depresyonu semantik olarak bizi bir yıkıma götürmektedir. Fakat bu film, kendisini oluşturan parçalardan daha büyük bir anlama sahiptir. Bu anlam, yeni bir dünyadır. Umut, yıkıcı bir fanteziye dönüşmüştür. Sömürüsüz, eşit bir dünyanın hayali, içinde iyimserlik barındıramaz. Film aslında bize umutsuzluğun dönüştürücü, köktenci içeriğini izletmektedir.

Zira iyimserlik, topluma iktidar tarafından daima aşılanan bir ruh halidir. Memnun olmak, şükretmek içinde yeniyi barındırmayacaktır. Bu da iktidarı elinde tutanların daima işine gelmektedir. Büyük İstanbul depremi, Didem’i depresyondan çıkaracaktır. Film, izleyenlere depresyon ile kapitalizm arasında bir analoji kuruyor. 2019 yılında Şili’de, eşitsizliğe, adaletsizliğe ve yoksulluğa karşı kitlesel protesto eylemleri sırasında bir duvara yazılan sloganı hatırlatıyor bize; ” No era depresión, era capitalismo!”. Yaşadığımız depresyon değil, kapitalizm.

Filmde bir çok imgeye de yer verilmiş. Didem’in gizlice gözetlediği yeni taşınan karşı kapı komşusu bunlardan biri. Aslında Didem’in hayattan beklentisinin ne kadar az olduğunu seyirciye göstermektedir. Daha güzel bir evde, daha güzel bir semtte yaşamak değil, köpeği ile yalnız yaşayan, dışarıdan oldukça güçlü görünen ve dökülen kartvizitlerinden iyi bir işte çalıştığını düşündüğümüz kapı komşusu kadın gibi yaşamaktır. Didem kapı komşusu ile elle tutulur bir ilişki kuramaz iken komşusunun köpeği ile vakit geçirmiş. Filmin sonunda onunla hatırası bile olmuştur.

Filmin başında parçalara ayrılmış bir vantilatör, Büyük İstanbul depremi fantezisini dinledikten sonra parçaları toplanmış, boş bir odada çalışırken karşımıza çıkıyor. Dönerek çalışan, odanın perdelerini uçuşturan bu eski vantilatör; metropolün kıyısına sıkışmış, küçük, oldukça eski bir evde, yaşanacak yıkım ve yeniden kurmanın içimizi rahatlattığını hissettiriyor.

Didem’in depresyonu filmin tüm zeminine yayılmış. Her şeye rağmen sıcak, güneşli bir günde, pastel renklerin yumuşaklığında, Sezen’in Rakkas ritminde bir umut var.

“Bir şey” ortaya çıkacaksa, ancak asılsız bir “her şey”in yıkıntılarından ortaya çıkacaktır.”

Eagleton, iyimserlerin muhafazakar olduğunu söyler. Çünkü iyi bir geleceğe duydukları inanç, şimdinin özünde iyi olduğuna duydukları güvenden kaynağını alır, der. Büyük İstanbul Depresyonu, bize iyimser olmayan umudu* göstererek sağlam bir sistem eleştirisi sunmaktadır.

Unutmayalım, bizler iyimser değiliz.

Yaşayacak güzel günlerimiz var.

Emel Diril


[1] Terry Eagleton’ın 2015 yılında yayınlanan İyimser Olmayan Umut kitabının ismi

Büyük İstanbul Depresyonu
Büyük İstanbul Depresyonu

(Visited 314 times, 1 visits today)

Last modified: Ocak 14, 2023

Kapat
error: İçerik Korunmaktadır / Content is protected !!