1 MAYIS BİRLİK, MÜCADELE VE DAYANIŞMA GÜNÜ KUTLU OLSUN !

Sanayi devrimiyle birlikte burjuva sınıfının öncülüğünde kapitalist ekonominin çok hızlı şekilde yoğunlaşması, kent çevrelerinde ve üretim bölgelerinde işçi sınıfının yoğunlaşması sonucunu doğurmuştur. Kapitalizmin erken evrelerinde, sosyal eşitsizliklerin geldiği boyut hızlı şekilde sınıf çatışmasını da beraberinde getirmiştir. Fransız Devrimi sonrasında egemen sınıflar arasındaki mücadeleden galip çıkan burjuva sınıfı, 19. yüzyıl itibariyle karşısında örgütlenmeye başlayan işçi sınıfıyla karşılaşmıştır.  1 Mayıs, egemen sınıflar ile ezilen sınıflar arasında tarih boyunca süregelmiş olan çatışmanın yakın tarihteki sembolleşmiş bir sonucudur. 1 Mayıs elbette “İşçi ve Emekçi Bayramı” dır. Elbette işçi sınıfının çetin mücadeleler sonucu elde ettiği kazanımlar coşkulu şekilde kutlanmaya layıktır. Ancak 1 Mayıs’ın asıl anlamını, II. Enternasyonal’de geçtiği şekliyle “Enternasyonal Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” ifadesinde bulduğunu söylemek yanlış olmaz.

Dünya çapında kutlanan 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü, 2009 yılından itibaren ülkemizde de “Emek ve Dayanışma Günü” adıyla resmi tatil olarak ilan edilmiştir.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE 1 MAYIS

İnsanlık tarihi insanın doğa ile arasında geçen mücadele ile başlayıp, toplulukların kendi arasındaki mücadelelerden geçerek günümüze kadar egemen sınıflar ile ezilen sınıfların mücadeleleriyle süregelmiştir. Tarih boyunca pek çok toplumda tarihin akışını değiştiren önemli sınıf mücadeleleri gerçekleşmiştir. Coğrafyamızdan ise 15. yüzyılda gerçekleşen Şeyh Bedrettin İsyanı’nı büyük toplumsal mücadelelere örnek olarak gösterebiliriz.

Günümüz anlamındaki işçi sınıfının tarihini ise Sanayi Devrimi’ni takiben başlatmak yanlış olmayacaktır. Bu sebeple 1 Mayıs’ı hazırlayan koşulları anlamak için 19. yüzyıl ve sonrasına bakmak gerekecektir.

19. Yüzyıl

İşçi sınıfının egemen sınıflara karşı verdiği mücadele tarihini, 19. yüzyılın hemen başlarındaki İngiliz işçi sınıfının Avam Kamarası’na karşı verdiği mücadeleden başlatabiliriz. Sanayi devrimi sonrası derinleşen kötü yaşam koşulları sonrası İngiltere’de sendikalarda örgütlenen işçiler, 1832 yılında ilk kez parlamentoya günlük 10 saatlik çalışma süresi sınırı talebini içerir raporlarını sunmuşlardır. 1833 yılı itibariyle bu talepler aşamalı olarak kabul edilerek “Fabrika Yasası” ile yasallaşmıştır. Aynı kanun ile çocuk işçilerin çalışma koşulları iyileştirilmiş, 9-13 yaş arasındaki işçilerin günlük çalışma saati dokuz; 14-18 yaş arasındaki işçilerin çalışma saatleri ise 12 saat ile sınırlandırılmıştır. 1844 yılındaki kanun değişikliğiyle gece vardiyası kaldırılmıştır. Böylelikle işçi sınıfı ilk kez çalışma süresi sınırlaması hakkı kazanmıştır.

Batı dünyasında Amerikan Bağımsızlık Mücadelesi ile başlayan ve Fransız Devrimi ile devam eden süreçle pekişen eşitlik ve özgürlük fikirleri 1848 devrimlerinde de kendini göstermiştir. Sanayi devrimi sonrası hızlı şekilde örgütlenen ABD işçi sınıfı, 1866 yılında toplanan 1. Enternasyonal’den de etkilenenerek, Ulusal Emek Birliği öncülüğünde örgütlenmiş ve günlük çalışma süresinin sekiz saat ile sınırlanmasını öncelikli politikası olarak kabul etmiştir. Bundan önce 1844 yılında Amerikan Emek Federasyonu’nun dördüncü kongresinde aynı kararın alındığı bilinmektedir.

İşçi sınıfı bu yüzyılda kapitalizme karşı enternasyonal birliğe ve dünya çapında bir mücadeleye odaklanmış ve uluslararası işçi bayramı arzusu bu yüzyılda farklı girişimleri ortaya çıkarmıştır.

Avustralya’nın Melborne şehrinde taş ve inşaat işçileri 1856 yılında 8 saatlik işgünü talebiyle Parlamento Evi’ne yürüyerek greve gitmiştir. Burada mücadele günü ilk başta 21 Nisan olarak ilan edilmiştir.

1882 yılında ise New York Merkezi İşçi Sendikası 1 Eylül gününü Emek Günü olarak ilan etmiştir.

Yüzyılın sonlarına doğu karın tokluğuna neredeyse tüm gün çalıştırılan 40 bin tekstil işçisi ABD Chicago’da sekiz saatlik iş gücü talebiyle greve gitmiş ve bu grev kanlı şekilde bastırılmıştır.

1 Mayıs 1886 tarihinde ise ABD ve Kanada’da 350 bin kadar işçi genel greve çıkarak o zamana kadarki en kitlesel işçi eylemine imza atmış oldular. Buna karşı işverenler sokak çetelerini işçilerin üzerine salmış ve grev kırıcılarıyla grevi engellemeye çalışmıştır. Yaşanan olayları takiben 4 Mayıs Haymerket olayları olarak bilinen olaylar yaşanmıştır. Polisin açtığı ateş sonucunda Chicago’da 4 işçi yaşamını yitirmiş ve olaylardan sonra 4 işçi lideri (Albert PERSONS, Adolph FISCHER, George ENGEL ve August SPIES ) idam edilmiştir. Binlerce işçi bu süreçte işten çıkartılmıştır.

Albert PERSONS isimli işçi, özür dileme şartıyla affedileceğinin söylenmesi üzerine, şu tarihi cevabı vermiştir: “Bütün dünya biliyor suçsuz olduğumu. Eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım.”.

ABD’de yaşanan bu olaylardan sonra uluslararası işçi örgütleri 1889’da Paris’de düzenlenen 2. Enternasyonal’de alınan kararla 1 Mayıs, “Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak  kabul edilmiştir.

UNITED STATES – MAY 01: Women workers in the May Day Parade in Union Square demand a 30 hour work week. (Photo by Tom Watson/NY Daily News Archive via Getty Images) – ABD 1 Mayısı- 30 Saatlik Haftalık Çalışma Kadın İşçi Eylemi

Bu kararı takip eden ilk 1 Mayıs’ta Amerikan şehirleri başta olmak üzere hemen hemen tüm büyük Avrupa şehirlerinde ve Küba, Peru ve Şili gibi Latin Amerika ülkelerinde kitlesel anmalar düzenlenmiştir.

Bu tarih itibariyle 1 Mayıs tüm dünyada uluslararası işçi bayramı olarak kutlanmaya başlanmış ve pek çok ülkede resmi tatil günü olarak kabul görmüştür. Uluslararası Çalışma Örgütü‘nün 1919 yılındaki kuruluş kongresinde de sekiz saatlik iş günü karara bağlanmıştır.

20. Yüzyıl

İşçi sınıfının mücadelesi sonucu dünyada çalışma sürelerinde günlük 8 ve haftalık 48 saat sınırlamaları ilk kez bir uluslar arası belgede kendisine 1919 yılında Versailles Barış Antlaşması’nda yer bulmuştur. Bu anlaşmayla işçi sınıfı haftada bir gün (Pazar günü) tam gün izin hakkını da elde etmiştir. Bu kazanım emek ve sermaye arasındaki mücadelede işçi sınıfı örgütlülüğünün gücünü ortaya koymuştur.

İşçi sınıfı güçlenmeye devam ettikçe, sermaye sınıfı da çeşitli şekillerde baskısını arttırmaya devam etmiştir. Bu yüzyılda sınıf mücadelesinin yükseldiği ülkelerden Rusya 1905 yılı 1 Mayısı’nda, Arjantin 1909 yılı 1 Mayısı’nda ve İtalya 1926 yılı 1 Mayıs’ında yüzlerce işçi öldürülmüştür.

Devam eden yıllardaki 1 Mayıslarda 1930’lardan sonra yükselen faşizme karşı birlik ve Emperyalizm’e karşı mücadele temaları hakim olmuştur. Bu yüzyıl boyunca ortaya çıkan tüm anti-demokratik rejimlere karşı halkların tepkileri yine 1 Mayıs alanlarında yankılanmıştır.

Yirminci yüzyıl ve sonrasında 1 Mayıslar emek/sermaye sınıfları mücadelesinde emek sınıfının gücünün turnusolü olma işlevi görmüştür. Elbette sosyalist ülkeler haricinde, dünyanın her yerinde sürekli olarak çeşitli baskılara maruz kalmaya devam eden 1Mayıs kutlamaları, günümüzde tüm ezilen sınıfların mücadelelerini dile getirme mecrası olma işlevini sürdürmektedir.

Osmanlı ve Türkiye’de 1 Mayıs

Anadolu’da 1 Mayıs’ın ilk kez 1905 yılında İzmir’de kutlandığı bilinmektedir. İkinci olarak ise 1909 yılında Üsküp’te düzenlenen kutlama yer almaktadır. İstanbul’daki bilinen ilk kutlama ise 1910 yılında gerçekleşmiştir.  Dönemindeki işçi örgütlenmesinin en yoğun yer olduğu kabul edilen Selanik’te ise tütün, liman ve pamuk işçileri ilk kez 1911 yılında 1 Mayıs kutlaması düzenlemiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın yaklaşması ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin sert tedbirleriyle 1914-1918 yılları arasında 1 Mayıs kutlamaları gerçekleştirilememiştir. 1920 yılında ise işgal altında olunmasına ve Osmanlı hükümetinin yoğun baskısına rağmen “Bağımsız Türkiye” şiarıyla İstanbul’da Haliç’ten Beyoğlu’na kadar 1 Mayıs yürüyüşü yapılabilmiştir. Türkiye Sosyalist Fırkası öncülüğünde gerçekleşen 1921 yılındaki İstanbul 1Mayısı’nın yine geniş bir katılımla gerçekleştiği tarihe not düşülmüştür. Türkiye İşçi ve Çiftçi Fırkası öncülüğündeki 1923 yılı 1 Mayısı taleplerinin ise sekiz saatlik işgünü, hafta tatili, serbest sendika, grev hakkı ve 1 Mayıs’ın resmi bayram olarak kabul edilmesi noktalarında yoğunlaştığı görülmektedir. Bu 1 Mayıs’ta pek çok işçi ve parti üyesi tutuklanmıştır.

Osmanlı’da 1 Mayıs

1923 İktisat Kongresi’nde 1 Mayıs “Amele Bayramı” ismiyle yasallaşmıştır. İlk işçi milletvekili Numan Usta’nın çalışmalarıyla merkezi işçi örgütü olan Türkiye Umum Amele Birliği de aynı yıl kurulmuştur. 1924 yılındaki 1 Mayıs kutlaması engellemelere rağmen gerçekleştirilmiştir.  1925 yılındaki bir bildiri bahane gösterilerek Takrir-i Sükun Yasası  ile kutlamalar yasaklanmıştır. 1927 yılında Amele Teali cemiyetine belirli şartlarla kutlama yapmasına izin verilmesine rağmen Kağıthane’deki kutlamaya katılanlar cezalandırılmıştır. 1935 yılında 1 Mayıs’ın adı  ideolojik anlamından kopartılmak maksadıyla “Bahar ve Çiçek Bayramı” olarak değiştirilerek tatil ilan edilmiştir.

Görüldüğü üzere 1908 sonrası demokrasi denemeleri ve Jön Türkler hareketiyle Osmanlı’da canlanan işçi hareketi, Kurtuluş Savaşı sürecinde anti-emperyalist bir bilince de erişerek Cumhuriyet’in ilk yıllarında kitlesel 1Mayıs gösterileri gerçekleştirilmiştir. Sonrasındaki baskı ve yasaklamalar sebebiyle 1976 yılına kadar Türkiye’de 1 Mayıs kitlesel olarak kutlanamamıştır.

İkinci Dünya Savaşı sonrası süreçte dünya çapında önem kazanan ekonomik ve sosyal haklar ile insan haklarının gelişimi ülkemizde de gözlemlenmiştir. Zaman içerisinde sermaye grupları oluşan ve bir işçi sınıfının da oluşmaya başladığı Türkiye’de işçi sınıfının yükselmesinde 1960 askeri darbesi sonrasında gelen 1961 Anayasası da etkili olmuştur. Bir darbe Anayasası olmasına rağmen özellikle sendikal haklar açısından esneklikler getiren 1961 Anayasası sonrasında 1968 kuşağı olarak da bilinen işçi sınıfı yükselişi gözlemlenmiştir. Bu süreçte 1961yılında Türkiye İşçi Partisi ve 1967 yılında Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu kurulmuştur. Türkiye’de ilk kez sosyalistler 1965 yılında TİP ile birlikte15 milletvekiliyle mecliste temsil edilmişlerdir.

27 Mayıs askeri harekatı ve 12 Mart askeri darbesi ile gelen baskı ortamlarında kitlesel 1 Mayıslar düzenlenememiştir. Bu süreç 1975 yılındaki Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’nin düzenlediği 1 Mayıs salon toplantısıyla aşılabilmiştir. 15-16 Haziran 1970 işçi seferberlikleri ile yeniden güçlü şekilde gündeme gelen işçi bayramı talepleri karşılığını ancak 1976 yılında DİSK önderliğinde düzenlenen ve 400 bin kişinin katıldığı o zamana kadarki en büyük 1 Mayıs kutlamasında bulmuş oldu.

Ertesi yıl yine Taksim meydanında 500 bin kişinin katılımıyla gerçekleşen 1 Mayıs, sorumluları hala daha ortaya çıkartılmayan silahlı saldırılar sonucu 37 işçinin ölümüyle sonuçlandığı için tarihe Kanlı 1 Mayıs olarak geçmiştir. Bu saldırının askeri darbe hazırlığı olarak yapıldığı gerekçesiyle Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun re’sen emekliye sevk edilmiştir. Olaya ilişkin 470 kişi göz altına alınıp çoğunluğu tertip komitesinden olan 98 sivil yargılanmasına rağmen hiçbir devlet yetkilisi yahut emniyet görevlisi yargılanmamıştır.

Kanlı 1 Mayıs

Katliamın ertesi yılı da Taksim Meydanı’nda kitlesel bir anma yapılmıştır. Ancak 1979 yılında Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul’da miting yapılmasını yasaklamıştır. Buna rağmen çok kalabalık korsan mitingler düzenlenmiştir.  1980 askeri darbesi sonrası 1981 yılında Milli Güvenlik Konseyi’nde 1 Mayıs resmi bayram olmaktan çıkartılmıştır. 1980 darbesi ile DİSK kapatılmış ve tüm işçi liderleri yargılanmıştır. Bu süreçte 1 Mayıs’ı kutlamaya çalışanlar çok ciddi şiddete maruz kalmışlardır.

 Sonraki yıllarda 1Mayıslar daha çok sembolik anmalar şeklinde gerçekleştirilmiştir.

Yıllar sonra ilk kez kitlesel şekilde düzenlenebilen 1996 Kadıköy 1 Mayıs’ında polisin açtığı ateş sonucu 3 kişi yaşamını yitirmiştir.

2000 yılı 1 Mayıs’ı “Küresel Saldırıya Karşı Gücümüz Birliğimiz” sloganıyla, 2001 yılı 1 Mayıs’ı daha çok IMF ve Dünya Bankası protestolarıyla ve devam eden yıllarda farklı noktalarda işçi sınıfı problemleri gündemleriyle düzenlenmeye devam etmiştir.

2007 yılı ve devamında Kanlı 1 Mayıs sonrasında taşıdığı anlam sebebiyle 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması yönünde ısrarlı denemeler oldu. 2007 yılında yine polis müdahalesiyle bir vatandaş yaşamını yitirdi.

2008 yılında 1 Mayıs’ın “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanması kabul edildi. Aynı yıl yine orantısız polis müdahalesi gündem oldu. 2009 yılında 1 Mayıs tekrardan resmi bayram olarak kabul edildi. 2010 yılından 2013 yılına kadar 1 Mayıslar Taksim’de kitlesel olarak kutlanabildi. Ancak 2013 yılında Taksim Yayalaştırma Projesi gerekçesiyle 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasına izin verilmemesine karşı çıkan işçilere polis çok sert şekilde müdahale etti. Hastanelere gaz bombaları atıldı. 2013 yılındaki Gezi Parkı Eylemleri ve sonrasındaki süreçte 1 Mayıs ve her türlü toplumsal gösteri ciddi şekilde baskılandı. 15 temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında ise uzun süre OHAL önlemleri sürdü. 2013’ten günümüze kadar olan süreçte Taksim dışında gösterilen yerlerde kitlesel 1 Mayıs kutlamaları yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleştirilmeye devam etti. 2020 yılında ortaya çıkan COVID-19 salgını sebebiyle 1 Mayıs kutlaması sanal ortamda gerçekleştirildi.

1 MAYIS’IN BUGÜNKÜ ANLAM VE ÖNEMİ

Bu yıl da tam kapanma önlemleri sebebiyle sokağa çıkma yasağı olduğundan 1 Mayıs kutlamaları yapılamayacak. Elbette her yıl olduğu gibi tam kapanma koşullarında dahi başta Taksim’de olmak üzere, ülkenin tüm meydanlarında 1 Mayıs anması yapmaya çalışacak işçiler olacaktır.

Bir yılı aşkın süredir devam eden pandemi boyunca önlemlerin gereğince ve zamanında alınmaması sebebiyle ülkemizde vaka sayıları ile COVID-19  kaynaklı ölümler çok ciddi bir yoğunluğa ulaşmıştır. Alınan önlemlere en yüksek kamu görevlileri dahi uymamaktadır.

Pandeminin yarattığı kriz ortamı en çok işçi sınıfını etkilemiştir. Devletten maddi yardım alamayan milyonlarca kişi yaşam mücadelesi vermektedir.

Pandemi şartlarında dahi canı pahasına çalışmak zorunda olanlar yine işçi ve emekçiler olurken, sermaye sınıfı için tam tersine kriz fırsat haline gelmiştir. Bu dönemde milyonerler daha da zenginleşirken, pek çok kişi ekmek kavgasını daha fazla sürdüremediği için intihar etmiştir.

Bu dönemde küresel ilaç ve tıbbi malzeme şirketleri ile online marketler tarih boyunca görülmedik kârlar elde ederken, dünyanın dört bir yanından yoksul milyonlar göz göre göre ölümle yüzleşmiştir.

Özel olarak pandemi şartlarında insanca olmayan koşullarda çalışan ve hemen her gün aralarından arkadaşlarını pandemiye ve kötü yönetime kurban veren sağlık emekçilerini anmak boynumuzun borcudur.

Bu şartlar altında elbette kitlesel olarak 1 Mayıs kutlanması yerinde olmayacaktır. Ancak tam da böylesi günlerde işçi sınıfının verdiği mücadelenin önemi çok iyi kavranabilir.

Yazımızı bitirirken Çağdaş Hukukçular Derneği‘nin 2021 yılı 1 Mayısı’na ilişkin basın açıklaması metnini sunmak, mevcut şartların etkili şekilde özetlenmesine yardımcı olacaktır:

“İş Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin yayımladığı rapora göre son 8 yılda; 6’sı çocuk olmak üzere 502 işçi çalışma koşulları nedeniyle intihar etmiştir. Sadece kayıt altına alınmış verilere göre bile  işçinin 2020 yılında işçi cinayetlerinde 2427 işçinin hayatını kaybettiği tespit edilmiştir. Türkiye bu oranlarla işçi ölümlerinde Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sıradadır.

Pandemi sürecinde hiçbir önlem alınmadan çarkların dönmesi ve üretimin sürmesi için ölüme gönderilenler, yine işçi ve emekçiler olmuştur. Burjuvazi çalışmamak gibi bir şansa sahip iken işçi sınıfı, ülkemizde ve dünyada açlığa ve ölüme mahkum edilmiştir. Pandemi sürecinin başından beri ölenlerin büyük çoğunlu işçi ve emekçiler olmuştur.

Tüm bu işçi ölümleri yaşanırken, temsilcisi olduğu sermaye sınıfının sözcüsü olarak iktidar bir kez daha “tam kapanma” ilan etmiştir. Tam kapanma adı altında ilan edilen bu süreç, işçi sınıfı açısından herhangi bir değişiklik yaratmamıştır. Üretim devam etmekte, işçi ve emekçiler yine ölüme mahkum edilmektedir. İktidar mensupları, kendi çıkarlarına denk düştüğü ölçüde kendi koyduğu kurallara uymadan ve hiçbir tedbir almadan, kalabalık ortamlarda kongrelerini yapmış ve en üst düzeyde temsilcileriyle birlikte, ölen şeyhlerin cenazelerinde bir araya gelmiştir.

Tam kapanma adı altında ilan edilen sokağa çıkma yasağı, 29  Nisan’da; 1 Mayıs Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü’nün ön gününde açıklanmıştır. Bu durum, toplumsal mücadelenin tüm alanlarına müdahale eden, yasaklarla engellemeye çalışan siyasi iktidar açısından manidardır. Yaşananlar göstermektedir ki işçi sınıfı ve yoksullar ölümleri pahasına, korumasız, kontrolsüz ortamlarda, yığınlar halinde çalışmak zorunda olmakta “özgürdür”. Fakat işçi ve emekçiler için tarihsel öneme sahip 1 Mayıs’ı kutlamaları “yasaktır”… “

Sağlıklı ve özgür günlerde 1 Mayıs’ı hep birlikte bayram havasında kutlamak dileğiyle…

YAŞASIN 1 MAYIS !

Küba’da 1 Mayıs

KAYNAKÇA:

– DURAN, Evren; Türk Basınında Siyasal Yanlılık: “1 MAYIS 1977 İŞÇİ BAYRAMI” Örnek Olayı Çerçevesinde Liberal, Milliyetçi Muhafazakar ve Sol Basını Temsilen Seçilen Gazetelerin Sunumlarının Karşılaştırmalı İçerik Çözümlemesi– Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2011.

– AKAY, Ferhat; 2007-2010 Tarihleri Arasında İstanbul’da Gerçekleştirilen 1 Mayıs Etkinliklerindeki Polis Uygulamaları Hakkında Yazılı Basında Çıkan Haberlerin Değerlendirilmesi, İstanbul Üniversitesi Adli tıp Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi, 2010.

– MALKOÇ, Eminalp; Erken Cumhuriyet Döneminde İşçi Sınıfına “Resmi” Bir Bakış Açısı: Cumhuriyet Gazetesinin Gözünden Amele Teali Cemiyeti, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 31 (91), s.29-68.

–  AnaBritannica Cilt-4 Sayfa: 187

– Birleşik Metal-İş Dergisi, Sayı 2      

– Çağdaş Hukukçular Derneği 1 Mayıs 2021 Basın Bülteni

– https://baskamecra.com/bilim-akademi/neoliberalizme-insan-haklari-bakisi/

–  www.kristalis.org.tr/aa_dokuman/1_mayis_gelenekten_gelecege_2006.doc

– https://www.mmo.org.tr/sites/default/files/6584778d5a8ab88_ek.pdf

-http://www.basinis.org.tr/1mayistarihcesi,2,2,185#.YIw7VNUzaM8https://web.archive.org/web/20141031130242/http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2009/04/20090427-1.htm

– https://sendika.org/2013/04/1-mayis-v-i-lenin-42748/

– https://sendika.org/2007/04/1-mayisin-tarihsel-kokeni-erhan-kaplan-13053/

– https://sendika.org/2010/04/1909dan-bugune-turkiyede-1-mayis-42524/

– https://marksist.net/utku_kizilok/isgunu_mucadelesi_ve_1_mayis_in_dogusu.htm

–  https://www.marxists.org/turkce/luxemburg/1890s/1894.htm

– https://tr.wikipedia.org/wiki/1_May%C4%B1s_%C4%B0%C5%9F%C3%A7i_Bayram%C4%B1

– https://tr.wikipedia.org/wiki/Kanl%C4%B1_1_May%C4%B1s

– https://www.dw.com/tr/ge%C3%A7mi%C5%9Ften-g%C3%BCn%C3%BCm%C3%BCze-1-may%C4%B1s/a-2522586

– https://www.yildirimkoc.com.tr/usrfile/1326573347a.pdf

– https://web.archive.org/web/20130505195111/http://www.ozerdem.info/1977-yilinda-yasasin-1-mayis-demek/

Aytekin Aktaş
Aytekin Aktaş
Hakk, Aşık, İnsan Hakları Neferi ve Avukat... Rıza Şehri'ne doğru sonsuz bir yolculukta... Arar iken arınmaca, bulduk deyip yanılmaca, hem zahiri hem bâtınî, aşka düşüp yol olmaca......

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Spotıfy

POPÜLER YAZILAR

NEOLİBERALİZME İNSAN HAKLARI PENCERESİNDEN BAKIŞ

Neoliberalzim ile insan hakları anlayışının siyasi ve medeni haklar bağlamında uyuştuğu görülürken, ekonomik ve sosyal hakların birey özgürlüğünü olumsuz etkileyecek bir devlet formu getireceğini savunan noeliberal görüş, bu haklar bağlamında insan hakları anlayışının dışına çıkar. Neoliberal özgürlük anlayışı ile insan haklarının özgürlük anlayışı birbirinden farklıdır. Neoliberal anlayışta kapitalist şirketlerin özgürlüğü bireylerin özgürlüğüne ve insan haklarının ekonomik ve sosyal kısımlarına yeğ tutulmaktadır.

LİLİTH: “9 KERE LEYLA”NIN HATIRLATTIĞI BİR KADIN

Lilith’in savunmasıyla başlayan film Leyla’nın ölümsüz Lilith’e dönüşmesi ve bize hikayesini anlatmasıyla son buluyor. Ne yaparsa yapsın şeytanlaştırılmaktan kurtulamayan Lilith bir de böyle deneyeyim, erkeklerin istediği gibi olayım diye domestik rolleri kabul etmiş, evinin kadını olmaya razı gelmiştir. Ancak böyle yaptığında da yine sonuç aynıdır. Oğlu bile onun düşmanı olarak karşısındadır. Neden? Oğul da bir erkektir de ondan.

“Yapmama”nın gücü adına

Bazen yapmamalı ve durmalıyız ki yeniden harekete geçmek için güç toplayalım, bazen yüklerimizi boşaltmalıyız ki yeni fikirler, hayaller için bahçemizde yer açılsın, bazen ölmeliyiz ki yeniden doğabilelim, bazen susmalıyız ki doğru zamanda doğru şeyler söylemek, kelâm etmek için alan açılsın...
X