ÇEŞME PROJESİ: YARIMADANIN TALANI

*Bu röportaj @huseyinNaval tarafından hazırlanmış olup, ilk kez ilerihaber‘de yayımlanmıştır.

Çeşme Projesi, kamuoyunda İzmir’in “Kanal İstanbul”u olarak nitelendiriliyor. Öncelikle Çeşme Projesi’nin ne olduğundan bahsedebilir misiniz?

Bu proje ile Çeşme yarımadasının üçte ikisi orman (5 bin hektar), kıyı (42 km), deniz alanı (2 bin hektar), doğal sit alanı (300 hektar), mera (600 hektar), zeytinlik/tarım alanı (100 hektar) ve sulak alan niteliklerine bakılmaksızın turizm adı altında zenginlerin lüks yaşamlarına kurban edilmek istenmektedir.

Çeşme Projesi ile yarımadanın ekosistemi tamamen katledilerek, bölgedeki endemik türler yok sayılarak ve bölgeyi kıymetli kılan tüm değerleri yok sayılarak öncelikli korunma alanları arasında yer alan bölge yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekilmek istenmektedir. Bu prooje ile bölge halkı kendi denizine giremeyecek, kendi ormanında yürüyemeyecek, kendi yetiştireceği tarımsal ve hayvansal ürünlerle geçimini sağlayamayacaktır. Lafın kısası, Çeşme yarımadası dağından taşına, ormanından sahiline satılığa çıkartılmak istenmektedir !

Diğer yandan Turizm Tahsis Kanunu gereği Cumhurbaşkanı kararı ile ilan edilebilen turizm merkezlerinda yabancı yatırımcılara mülkiyet hakkı verilebilecektir. Şuan bölgede sayıları 11 dir.

Tek bir kamusal çıkar gütmeyen proje hiçbir makul amaca dayanmamakta, yalnızca sosyal anlamda değil bilmsel anlamda da büyük bir garabet teşkil etmektedir. Bu sebeplerle Çeşme Projesi yarımadanın Kanal İstanbu projesi olarak anılmaktadır. Nasıl ki yalnızca küçük bir çıkar çevresi zengin edilsin diye göz göre göre İstanbul yaşanmaz bir yer olmaya doğru hızla sürükleniyorsa, Çeşme yarımadası da betona gömülerek haritadan silinmek istenmektedir. Bu projeleri Osmanlı’nın çöküş devrindeki kapitülasyonlara benzetmemek elde değildir.

Çeşme Projesi

Projeye karşı İzmir’deki meslek odaları, sivil toplum örgütleri ve çevre örgütlerinin açmış oldukları davalar hakkında bilgi verir misiniz?

Çeşme Turizm Bölgesi Projesi’ne karşı İzmir’deki tüm meslek örgütleri ve çevre örgütleri platformları yoğun bir mücadele ve dayanışma örgütlediler. İzmir Barosu, TMMOB, TTB, EGEÇEP ve Çeşme Çevre Platformu gibi pek çok kurum, topluluk ve bileşenleri sürece müdahil oldular.

İzmir Barosu Kent ve Çevre Komisyonu öncülüğünde ve diğer meslek örgütlerinden alınan bilimsel katkılarla Çeşme Turizm Bölgesi kararına karşı iptal davası açıldı. Danıştay’ın 6. Dairesi’nde görülen davanın 27 Ekim 2021 tarihinde yapılan keşfinden sonra düzenlenen bilirkişi raporu yarımadanın lehine çıktı. Bilirkişi raporunda;

  • Doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunması gerektiği,
  • Kısa süreli maddi kazanımlar için kamusal alanların israf edilmemesi gerektiği,
  • Çeşme Kültür ve Tuizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ilan edilen alanın yapılaşmaya açılmasının kesinlikle korunması gereken nitelikli doğal koruma alanı vasfı sebebiyle mümkün olamayacağı,
  • Projenin dayandırıldığı gerekçe raporlarının dayanaksız olduğu
  • Proje alanında öngörülen alanın tamamının halka kapalı hale gelmesinin kabul edilemeyeceği,
  • Projenin tarım alanlarını yok edeceği ve
  • Proje sonras artacak nüfusun çok ciddi altyapı ve tedarik sorunları yaratacağı tespit edilmiştir.

Mahkemenin bilirkişi raporu yönünde iptal kararı vermesi hukukun, kamusal gerekliliklerin, doğal gerekliliklerin, aklın, mantığın, vicdanın ve yaşamın gereğidir. Bu yönde karar verilmesi için sivil toplum eylemlilikleri devam etmektedir.

Diğer yandan yarımadanın doğal SİT dereceleri düşürülerek uygulanmak istenen projeyle birlikte yapılaşmanın da önü açılmak istenmiştir. Bu kararın iptali için de 27 Aralık 2021 tarihinde dava açılmıştır. Dava İzmir 2. İdare Mahkemesinde görülmektedir.

Çeşme Sit Alanları

Projenin yapılması planlanan bölgenin özellikleri nedir? Projeye neden karşı çıkılıyor? Projeyle birlikte gelecek ekolojik tahribatın boyutu nedir?

2020 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan “İzmir Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı”, 2019 yılında büyükşehir belediyesi ile Peyzaj Araştırmaları Derneği’nin hazırladığı “İklim Değişikliğine Dirençli Kentler İçin Bir Çerçeve: Yeşil Odaklı Uyarlama Kılavuzu”  ve 2050-2100 yılları iklim senaryolarına göre Çeşme yarımadasının iklimi kırılgan bir yapıdadır. Yarımada küresel ısınmanı sonuçlarından halihazırda olumsuz etkilenmeye devam etmektedir. Dolayısıyla bu raporlarda yarımada “riskli bölge” olarak tespit edilmiştir.

Çeşme bölgesinde yetişen Sakız Enginarı, Çeşme Sakızı, Çeşme Anasonu ve Çeşme Kavunu coğrafi işarete sahip önemli tarımsal değerlerdir. Bölge su sporları ve rüzgar sörfü gibi faaliyetler için de önemlidir. Ayrıca bölgede yer alan Alaçatı Sulak Alanı pek çok endemik bitki türüne ev sahipliği yaptığı gibi pek çok kuşa da ev sahipliği yapmaktadır. Flamingoların göç duraklarından birisidir. 150 civarı kuş türünü burada gözlemlemek mümkündür. Alaçatı Gölobası mevkii Türkiye Natura 2000 habitatları arasında yer alan korunması öncelikli alanlar arasındadır. Çeşme yarımadası saymakla bitmeyecek pek çok endemik bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapmaktadır. Öte yandan projeden etkilenmesi kuvvetle muhtemel olan pek çok yer altı su kaynağı da mevcuttur.

Bölgenin asıl zenginlikleri olan bu değerler yok sayılarak para zenginlerinin lüks eğlenceleri projeye yön vermektedir. Proje kapsamında, bölgede bulunan Kutlu Aktaş Barajı büyüklüğünde 20 adet golf sahası yapılması planlanmaktadır. Ormanlar ve sulak alanlara golf sahası yapılması katliamdır !

Çeşme Projesi eğer hayata geçirilebilirse Çeşme’yi Çeşme yapan hiçbir değer geride kalmayacaktır. Doğal ve tarihi zenginliklerimiz olan kıyılarımız birbirinin aynısı olan beton şehirlere dönüştürülürse, insanlığın en eski yerleşim yerlerinden olan Ege’ye ve Anadolu’ya büyük bir ihanet etmiş oluruz. On binlerce yıl doğal bir uyum ve barış içerisinde yaşayan Çeşme yarımadası bir avuç zengine peşkeş çekilemez ! Burası bize bizden önceki medeniyetlerin mirasıdır ve kendimizden sonrakilere bulduğumuz gibi bırakmak boynumuzun borcudur !

Çeşme

Projeye karşı çıkan yurttaşların ve yaşam savunucularının talepleri nelerdir?

Hiçkimse bölgede turizmin 12 aya yayılmasına, doğa ve sağlık turizminin gelişmesine, yerel halkın turizm sayesinde istihdam edilmesine ve bölgenin planlı bir şekilde gelişmesine elbette karşı değildir. Ancak hayata geçirilmek istenen proje kamusal menfaatleri gütmekten çok uzaktır. Yerel halka faydası olması bir yana, yerel halkın binlerce yıl özgürce kullandığı sahilleri bile onların girişine kapatacak bir projedir. Projenin hayata geçmesii halinde devasa otel zincirlerinde veya süper lüks malikalenelerde işçi olarak çalışma “fırsatı” yerel halka altı tepside sunulmaktadır. Oysa ki yerel halk kendi ürettiği doğal ürünleri sağlıklı bir turizm planlamasında satabilse çok daha mutlu olacaktır. Kimse zenginlere hizmetkarlık yapabilmek karşılığında toprağını, denizini, ormanını, sahilini terk etmek istememektedir.

Çeşme yarımadasını kıymetli kılan mevcut halidir. Çeşme yarımadasında ekosistemi, ikilimi, havayı ve suyu olumsuz etkileyecek bir projeyi hayata geçirmek burayı katletmek anlamına gelir. Çeşme Projesi turizm sosuna batırılmış bir talan projesidir. Benzeri yöntemlerle kaybettiğimiz nice önemli habitattan ders çıkarmalı ve sayıları giderek azalan doğal yaşam alanlarına hepimiz sahip çıkmalıyız. İzmir’deki ve ve bölgedeki tüm vicdanlı yurttaşların ve çevre savunucularının verdiği mücadele bu yöndedir.

Toprağımızı, suyumuzu, ormanımızı, zeytinimizi, denizimizi bir avuç zengine peşkeş çektirmeyeceğiz !

Çeşme Projesi İzmir’in Kanal İstanbul’udur

Aytekin Aktaş

Aytekin Aktaş
Aytekin Aktaş
Hakk, Aşık, İnsan Hakları Savunucusu ve Avukat... Rıza Şehri'ne doğru sonsuz bir yolculukta... Arar iken arınmaca, bulduk deyip yanılmaca, hem zahiri hem bâtınî, aşka düşüp yol olmaca......
Önceki İçerikLUSH! CREATIVE WORKS
Sonraki İçerikRECURRING / YİNELENEN

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Spotıfy

POPÜLER YAZILAR

NEOLİBERALİZME İNSAN HAKLARI PENCERESİNDEN BAKIŞ

Neoliberalzim ile insan hakları anlayışının siyasi ve medeni haklar bağlamında uyuştuğu görülürken, ekonomik ve sosyal hakların birey özgürlüğünü olumsuz etkileyecek bir devlet formu getireceğini savunan noeliberal görüş, bu haklar bağlamında insan hakları anlayışının dışına çıkar. Neoliberal özgürlük anlayışı ile insan haklarının özgürlük anlayışı birbirinden farklıdır. Neoliberal anlayışta kapitalist şirketlerin özgürlüğü bireylerin özgürlüğüne ve insan haklarının ekonomik ve sosyal kısımlarına yeğ tutulmaktadır.

LİLİTH: “9 KERE LEYLA”NIN HATIRLATTIĞI BİR KADIN

Lilith’in savunmasıyla başlayan film Leyla’nın ölümsüz Lilith’e dönüşmesi ve bize hikayesini anlatmasıyla son buluyor. Ne yaparsa yapsın şeytanlaştırılmaktan kurtulamayan Lilith bir de böyle deneyeyim, erkeklerin istediği gibi olayım diye domestik rolleri kabul etmiş, evinin kadını olmaya razı gelmiştir. Ancak böyle yaptığında da yine sonuç aynıdır. Oğlu bile onun düşmanı olarak karşısındadır. Neden? Oğul da bir erkektir de ondan.

KOCATAŞ: BOĞAZİÇİ’NİN BİLİNMEYEN KÖYÜ

Kocataş pek çok açıdan İstanbul'un en özel noktalarından biridir. Bilhassa İstanbul'a gönül vermiş kimselerin kendi İstanbul tatlarına dahil etmek isteyecekleri nadide bir baharattır.
X